24 Aralık 2008 Çarşamba

Bulamaz ki!

Zeyno'yla Osman'ın ev içindeki yeni oyunları saklambaç. Henüz kovalamaca kadar popüler değil ama yine de çok eğleniyor Zeyno. Özellikle arayıp, bulmayı çok seviyor. Saklandığı zaman görünmemesi gerektiğini ise henüz tam olarak anlayabilmiş değil.
Foto: Mutfak kapısından bakarken...

Küçük penguen

Hep "kendi ayaklarım gün boyunca ayakkabı içinde olsa nasıl hissederdim?" diye düşünerek, evde ayakkabı giydirmek istemedim ben Zeyno'ya. Aslında bir ara denedim ama ayakları terleyince toptan vazgeçtim bu fikrimden. Ama ayakları da soğuktan korumak için bir çare bulmak gerekiyordu. Bir ara Almanya'da bir ayakkabıcıda bulduğum "dil çıkaran" patikleri giydirdim çorabının üstüne. Sonra bunlar küçülmeye başlayınca, annemin pazardan aldığı ve benim çocukluğumda da olan altları kaplı çorapları. Ama yeni favorimiz Nurcan'ın hediyesi. Zeyno bunları ayağından hiç çıkarmadığı gibi, sabahları üstünü giydirirken, kendisi giydirmem için elime tutuşturuveriyor. Artık evde "küçük bir penguen" dolaşıyor...

21 Aralık 2008 Pazar

Sabah akşam yarım ölçek

Daha 10 gün kadar önce, 15. ay kontrolüne gittiğimizde konuşmuştuk doktorla. Çocuklar arasında salgın olduğunu söyleyip, "Zeyno daha hiç antibiyotik kullanmadı değil mi? Hala süt emdiği için çabuk atlatıyor. Bu çok iyi, bağışıklık sistemi güçleniyor" demişti. Ama olmadı. Bu kez 3 gün kullandığımız sempomatik tedavi sağlayan şurup işe yaramadı. Sümükler sular seller gibi akmaya devam etti ve 3. günü sonunda buna bir de öksürük eklendi. Kakanın kıvamı sulandı, ateş 5 gündür 37,5 civarı. 16. ayın ilk haftasını geride bırakmışken, ilk kez antibiyotik vermeye başladık Zeyno'ya. Henüz 2. gündeyiz. Şimdilik bir düzelme yok. Dün gece Osman'ı diğer odaya yollayıp, birlikte uyuduk. Daha doğrusu uyumaya çalıştık. Tıkanan burun ve öksürük rahat bırakmadı Zeyno'yu. Uyandıkça, "neden uyandım" diye sinirlenip, hırsla ağladı. Ağladıkça burnu aktı ve terledi. Burnu aktıkça daha da tıkandı; terledikçe daha da öksürdü...
Yavaş yavaş oturan yeni düzen de uçtu gitti. Saat 18:58. Öğlen 1 saat kadar uyuyan Zeynep, yaklaşık 1,5 saat kadar önce tekrar uyudu. Bu öğlen uykusunun devamı mı bilmiyorum? Henüz uyanmadı; bakalım bu vakitsiz uykunun üstüne gece kaçta ve nasıl yatacak?

16 Aralık 2008 Salı

Sobe - Çantamdakiler

Ayça'nın annesi Çağlayan sobelemiş beni. Bu konuda sobelenebilecek en yanlış kişi bendim herhalde? Tabii Çağlayan bunu nerden bilsin... Çantamda neler olduğunu yazmam gerek. Öncelikle belirteyim ki, çoğunlukla benim bir çantam olmaz. Eğer yanımda Zeyno olmadan dışarı çıkacaksam, cep telefonumu kotumun arka cebine koyar, yan ceplerime de paramatik kartımı ve biraz nakit para koyar, dışarı fırlarım. Zeyno'yla beraber dışarı çıkıyorsak ve uzun saatler dışarda kalacaksak, büyükçe bir çanta alırım. İçinde Zeyno için bir takım yedek kıyafet, bez değişimi için gerekli malzemeler, atıştırması için birkaç yiyeceğin olduğu poşet, suluk, belki oyalanır diye oyuncaklarından biri ve uyursa üstüne örtmek için bir örtü olur. Bunların yanında da benim cep telefonum, cüzdanım ve evin anahtarları. Makyaj yapmam ben, belki burdan kurtarıyorum. Ama herhalde Zeyno'yla beraberken yeterince büyük bir çantayla dolaştığımdan, O yanımda olmadığında mümkün olduğunca hafif gezmeye çalışıyorum artık. Yoksa daha önce küçük de olsa bir çantam olurdu...
Ve gelelim kural gereği birini sobelemeye: Duru Kuşunun annesi Pınar, sobeeee!!

14 Aralık 2008 Pazar

15. ay kontrolü

12 Aralık saat 12:00'da, 15. ay kontrolü için Hilal Hanım'ın kliniğindeydik. Pek çok şey, diğer kontrol günlerindeki gibiydi. Kliniğin kapısı açılır açılmaz, Zeyno'nun ayakları önce geri geri gitti ama sonra salondaki oyuncakların büyüsüne kaptırıverdi kendini hemen. Muayene için odaya geçtiğimizde, Hilal Hanım'ı görür görmez ağlamaya başladı ve tüm muayene boyunca ağlamaya devam etti. Taa ki, her şey bitip, kendini benim kollarıma bırakana ve meme emmeye başlayana kadar.
Alışılmışın dışında olan, ölçümlerin sonucuydu. Zeyno, geçen aydan bu yana 3 cm uzamış ve 400 gr kilo almış. Yani son ölçülere göre boyu 80 cm, kilosu ise 10900 gram. Doğduğundan beri sadece ilk dört ay içinde, her ay ortalama 3-4 cm uzamış, daha sonraki aylarda uzaması 1-1,5 cm olarak devam etmişti. "Bu ay farklı bir şeyler olmuş?" dedi Hilal Hanım. Hızla düşündüm ama önemli bir fark yoktu. (Şimdi bir daha düşünüyorum: Kahvaltısındaki ıhlamurun yerini mandalina-portakal suyu aldı, şu an devam etmese de geçen ay yaklaşık 3 saatlik öğlen uykuları uyudu, iştahı da oldukça arttı... Acaba neden bunlardan biri mi?)
Aktif Hib aşısı oldu. Bu aşının diğer dozlarını karma aşısının içinde daha önceki aylarda olmuş aslında. Ama bu tek başına dozla tam bir bağışıklık kazanmış. (Aşılarla ilgili son bilgi: geriye sadece 2 aşı kalmış) Bu aşının dışında bir de PPD testi yapıldı. Testin 3. günün sonunda ölçülmesi gerekiyor. Tekrar Hilal Hanım'a gitmemek için, ölçümü Ada'daki çocuk doktoruna yaptırıp, sonucu bildireceğiz. Zeyno'nun verem aşısının yeri geçmiş dönemde büyükçe bir yara olduğu ve iz bıraktığı için, "sonucun olumlu çıkacağına eminim" dedi doktorumuz.
Ve bu muayenenin en önemli sonuçlarından biri, bir süredir kafamda dönüp duran soru işareti balonlarından birinin patlaması oldu. Gece uyanmalarıyla birlikte Zeyno'nun gündüz meme krizleri de tam gaz devam edince "acaba memeyi bıraktırsam mı?" diye düşünüyordum bir süredir. Ve bu sorumu paylaşacaktım Hilal Hanım'la. Ama sanki ne soracağımı önceden hissetmişçesine "biz bugüne kadar Zeyno'ya hiç antibiyotik vermedik değil mi?" diye O bana sordu. Ve devam etti: "Sadece bu hafta 9 tane zatüreli çocuğa baktım. Burun akıntısıyla birlikte öksürük başlıyor ve sonra zatüreye çeviriyor. Üstelik bu çocuklardan ikisini hastaneye yatırdım. Zeyno'nun üst solunum yolu enfeksiyonlarını sadece biraz burun akıntısıyla ve şurup takviyesiyle geçirebilmesinin nedeni hala meme emiyor olması. Hem ilaçsız atlattığı her enfeksiyon, immün bağışıklık sistemine kaydedildiğinden, bağışıklığı da artıyor!" Hilal Hanım'ın anlattıklarını kocaman olmuş gözlerimle dinleyince, soru işareti balonum bir anda patlamakla kalmadı, yerini "yaza kadar emzirmeye devam!" yazılı baloncuğa bıraktı.
Geriye kalan 2 aşı için (biri rutin aşı takviminde olmayan Hepatit A aşısı) 18. ayın sonuna kadar vaktimiz var. Bu nedenle önümüzdeki iki ayda kontrolde gidip gitmeyeceğimize biz karar vereceğiz. Eğer her şey yolunda giderse, gelecek ay gitmeyiz herhalde...

11 Aralık 2008 Perşembe

Sobe - Buzdolabımda neler var?

Damla'nın annesi sevgili Yaprak sobelemiş beni. Konu: "buzdolabımda neler var?" Aslında bayramdan hemen önce görmüştüm sobelendiğimi; vakit bulup yazamadım ama. O zamanla şimdi arasında buzdolabının içeriğinde epey bi fark var. Gelelim şimdi cevabı yazmaya.

Buzluktan başlayayım:
* Çifte çekilip, yaklaşık 300 gr'lık olarak buzdolabı poşetine konmuş dana kıyması (kurbandan - çoğu Zeyno'ya köfte olacak herhalde)
* Annem son geldiğinde sardığımız kıymalı buzluk böreği (iki yufkanın arasını yağlı suyla ıslatıp, üstüste koyuyorsun. Sonra istediğin içle ve istediğin şekilde sarıp, buzluğa yerleştiriyorsun. Çıkardığında buzlu buzlu tepsiye dizip, sıcak fırına veriyorsun. Puf puf kabarıyor)
* Yazdan depoladığım enginarlar
* Zeyno'nun dişliği (henüz hiçbir işe yaramadı!)
* Yarısı yenmiş bir kutu Cartedor dondurma (çok da sevmiyorum aslında bu krema kıvamında dondurmaları ama özellikle misafir geldiğinde tatlı üstünde ikram etmek için dolapta bulunmasında fayda var. Bir de kriz anlarında kutudan kaşıklamak için!)
* 2 poşet ev yapımı mantı (annemle yapmıştık)
* Annemin açtığı çörekler (kısık ateşte ve kapak kapatarak tavada ısıtınca yeni gibi oluyorlar)
* 1 top acılı sürk (Hatay peyniri)
1 kangal Erzurum sucuğu
* Yıldız şeklinde silikon buzluk (IKEA)

Ve alttakiler
* Yoğurt (hiç eksik olmaz dolaptan)
* Dün annemden gelirken getirdiğimiz yemeklerin olduğu kutular (zeytinyağlı yaprak sarma, bol peynirli patates püresi, baklava)
* Kırmızı lahana salatası (ince ince kıyıp, tuzla ovalıyorum önce. Sonra bol suyla yıkayıp, limon, sirke, yağ ilave ediyorum. Bu şekilde dolaba koyuyorum, her an yemeye hazır oluyor)
* Sebzelerden kereviz, tatlı yeşil biber, domates, kiraz domates, salatalı, kabak, mantar, havuç, limon, maydanoz ve dereotu
* Meyvelerden mandalina, elma ve muz
* Erzurumdan gelen eski kaşar peynirinin tekeri
* Kahvaltılıklar (ezine beyaz peynir, yeşil ve siyah zeytin, tost için taze kaşar, tereyağı)
* Karadeniz ekmeği (bu dilimli ekmeği çok seviyoruz. Tostu da çok güzel oluyor. Ama dışarda çabuk küflendiğinden dolapta tutuyorum)

Ve kapaktakiler:
* İçecekler süt, rakı, martini, bir kutu bira, soda, küçük bir şişe uzo
* Salça kavanozu, açtığım domates konservesinin (ev yapımı) kavanozu
* Nescafe kavanozu, Türk kahvesinin kutusu ve hardal şişesi
* Yumurtalar
* Ceviz

Ve eğer cevaplamak isterlerse Ayça'nın annesi Çağlayan'ı ve Duru'nun annesi Arınç'ı sobeliyorum ben de...

Renkler ve boya kalemleri

Zeyno, gündüzleri anneannesi ile başbaşa kalınca, genellikle melek kanatlarını taktığından ve sorun çıkarmadığından, biz de artık daha rahat kaçamak yapabiliyoruz. Geçen ay içinde bir tiyatroya bir de operaya gittik mesela. Bayramın ikinci günü de tercihimizi sinemadan yana kullandık. Annem "hava güzel, hadi siz dışarı çıkın biraz, ben Zeyno'ya bakarım" deyince, daha önce planlamamış olmamıza rağmen, jet hızıyla üstümüzü değiştirip, dışarı attık kendimizi. Hedefimiz "Issız Adam"dı. 15 dakika kala vardığımız sinemada 13:45 seansına yer bulamayınca, 16:15 seansı biletlerimizi cebimize koyup, Kadıköy sokaklarında turlamaya başladık. Birkaç sokağa girip çıktıktan sonra Alkım Kitabevi'nin içindeki Kahve Dünyası'na gittik. Kahveli Salep pek de damak tadımıza uymayınca, kahve molasını çabuk bitirip, üst kattaki oyuncakçıya çıktık. Zeyno'ya Tudem Yayınları'ndan çıkan Renkler kitabını aldık. Zeynep son günlerde evdeki kalemlere sardığından bir de boya kalemi almak istiyorduk. Ama burada bulamayınca, Nezih'e gittik hızla. Alternatifleri baktık ve sonunda üstünde "zehirsiz"ve "elleri boyamaz" işaretleri bulunan mum boyalarda karar kıldık (novacolor'un). Bir de küçük resim defteri aldık tabii.
Zeyno'nun boyalarla ilk tanışması ve ilk renkli karalamalarının belgesi fotolarda...

Bayramlık

2008 Kurban Bayramı (08.12.2008, Heybeliada-İstanbul)


27 Kasım 2008 Perşembe

Uyku mahmuru

Epeydir savsaklamıştık foto işini. Bugün öğlen bastı deklanşöre Osman... Fotoğraf Zeyno öğlen uykusundan uyanır uyanmaz çekildi. Şiş gözlerin ve dağınık saçların nedeni bu.

25 Kasım 2008 Salı

Zeyno atakta...

İlk dişini çıkarmak için yaklaşık 14 ay bekleyen ve ikinci dişini, ilk dişinden yaklaşık 20 gün kadar sonra çıkaran Zeyno atakta. Üstten ilk diş de bugün ucunu dışarı çıkardı (1 yaş, 2 ay, 2 hafta, 3 gün). Üstteki diğer diş de çıktı çıkacak...

Zozozo!!!

Dünyanın herhangi bir köşesinde, herhangi bir anlamı var mı bilmiyorum?? Bizim evde "zozozo" "ver" demek. İstediği bir obje için daha önce minik yumruğunu açıp kapayarak "vev" diyen Zeyno, artık minik yumruğu yine havada "zozozo" diyor. Neden böyle bir geçiş yaptı, nasıl yaptı bilmiyoruz. Tek bildiğimiz, eğer "zozozo!" diyorsa, gösterdiği şeyi şiddetle istediği...

19 Kasım 2008 Çarşamba

Alttan ikinci diş

İlkinin üstünden 19 gün geçtikten sonra; Zeyno 1 yaş, 2 ay, 1 hafta, 5 günlükken, alttaki ikinci diş de patlayıverdi. Aslında dün sık sık değiştirmek zorunda kaldığım kakalı bezler bu durumun habercisiydi zaten. Eğer genel kural bozulmazsa, şimdi sıra üsttekilerde. Zaman gösterecek...

14. ay kontrolü

Üstünden 2 gün geçtikten sonra adım adım 14. ay kontrolü notları...

* Klinikten içeri girer girmez yüzü ekşidi Zeyno’nun. Sanırım kapı açılır açılmaz, bebek hemşiresiyle karşılaşması neden oldu buna. Olay, oyuncaklar sayesinde büyümeden halledildi.

* Bu ay, özellikle minik bebek arabasına ve içindeki iki bebeğe takıldı Zeyno. Arabayı ittirerek kliniği dolandı durdu. Ortada duran koca masanın üstüne çıkınca anladık ki, bizimki tırmanmayı da biliyormuş.

* Yapılan ölçümlere göre, Zeyno geçen aydan bu yana 200 gr alarak 10500 gr ağırlığa ve 1 cm uzayarak 77,5 cm boya ulaşmış. Ölçümler sırasında yine ağladı.

* Ağlamanın şiddetinin artması için Hilal Hanım’ın odaya girmesi yetti. Hafıza bu aylarda iyice kuvvetleniyor sanırım. Hilal Hanım’ın muayenesi boyunca canhıraş bir şekilde ağladı. Zaten son kuvvet ağladığından, vurulan aşı, ağlamanın dozunda herhangi bir değişikliğe neden olmadı.

* Bu ağlama her zamanki gibi memede son buldu tabii. Hilal Hanım’a yan yan bakarak emdi.

* Bu ay prevenar aşısının son dozu vuruldu. Şükürler olsun! Şimdiye kadar, aşı yerinde kızarıklık ve hafif şiş dışında bir etkisi olmasa da, kıldım bu aşıya karşı nedense??

* Sağ kulağında hafif bir kızarıklık varmış. Eğer ağrı olursa Hilal Hanım’ı haberdar edeceğiz.

* Son dönemde meyve yemediği için meyve suyu vermeyi deneyeceğim.

* Kurban Bayramı’nda Edirne konaklamalı İğneada’ya gitmeyi düşündüğümüzden özellikle sordum ama Zeyno’ya ciğer hala yasak. O’nun payını da mecburen ben yiyeceğim artık.

* Kulağındaki kızarıklık ve geçenlerde geçirdiği 3 günlük ishal, Zeyno’nun bir enfeksiyon geçirdiğinin göstergesiymiş. Ama meme emdiği için ilaç kullanmasına gerek kalmadan atlatmış.

* PPD testi için gelecek ay Perşembe dışında bir güne randevu alacağız. Hilal Hanım testi yapacak, 3 gün sonra Ada’daki çocuk doktoruna ölçtürüp, sonucu bildireceğiz.

Ve klinik çıkışı:

* 1 saat kadar sarkan randevuya, muayene boyunca ağlamanın yorgunluğu ve aşı sonrası verilen ateş düşürücü şurubun etkisi eklenince, takside uykuya yenik düştü Zeyno.

* Fulya’dan Kabataş’a geldik. 16:30 vapuruna kadar vakit geçirmek üzere Kahve Dünyası’na girdik. Önce sandviçlerimizi yiyip, portakal sularımızı içtik. Ardından kahvelerimizi yudumlamaya başladık ki, Zeyno uyandı. Gördüğü her garsona sevimlilik yapıp, sincap şeklindeki çikolatayı kaptı.

* Vapursa, 1 saat 15 dakika boyunca durmadan yürüdü. Koltukların arasına girip, çıkarak istediği insanlara el salladı. Çay ocağının minik kapısından içeri kafayı daldırıp, oradakilere de el sallayınca, çikolata ganimetine bir de kakaolu kek eklendi. Osman’ın yorumu: “Aç kalmaz bu kız”

7 Kasım 2008 Cuma

Bir ishal geldi, geçiyor gibi

Bugüne kadar hiç olmamıştı. Zeyno hiç ishal olmamış, poposunda hiç pişik olmamıştı. Ama geçen Cumartesi çıkan dişin üzerinden henüz 2 gün geçmişti ki, olanlar oldu. Poposu birden nar gibi kızardı (ve hatta biraz kabardı) ve günde yaklaşık 6 kez sulu kaka yapmaya başladı. Her alt açış bir işkence oldu tabii... Baktım olmayacak (ve doktor randevumuza daha 1 haftadan fazla zaman var) Hilal Hanım'a mail attım yine ve sordum:
"Zeyno dünden beri, günde 5-6 kez sulu kıvamda kaka yapıyor (daha önceki düzende günde 2-3 kez, katı kıvamdaydı). Kakasının kokusu da oldukça keskin... Yine dünden beri poposu da kızardı ve Desitin sürmeme rağmen kızarıklık bugün iyice arttı. İlk dişini Cumartesi günü çıkarmıştı. Alttaki diğer dişin yeri de kabarık. Bu nedenle olabilir mi? Ne yapmalıyım?"
Hemen geldi cevabı:
"Pişik için Baktroban ve Trosy'ı karıştırarak sür. Öksürük artarsa Peditus ver. Dişle ilgili olabilir"
Öksürük mü? Ne öksürüğü? Ben böyle bir şey yazmadım ki?
Hemen bir mail daha attım:
"Zeyno'da öksürük yok ki? İshal mi demek istediniz?"
Bu sorumun yanıtı da hemen geldi (Her doktorun bir blackberry'si olmalı!):
"Dişle birlikte öksürük olabilir. Ayrıca bu aralar kaka yumuşamasıyla başlayan öksürük tablosu var".
Bu yazışma sonucu mesajı net olarak aldım ve Osman'a hemen kremlerin siparişini verdim. Öğlen getirir getirmez de sürdük. Hemen etkili olduğu, bir sonraki bez değişiminde ortaya çıktı. Poposunu temizlememe ses çıkarmadı bu kez Zeyno.
Neden diş miydi, herhangi bir enfeksiyon muydu bilmiyorum. Ama bugün biraz düzelir gibi oldu ishali. Poposu da. Kontrolde durum net olarak ortaya çıkar herhalde?

Son durum budur

Evet, geçiş yine biraz sancılı oldu. Ama sonunda oturdu gibi. Zeyno sabah 06:30 gibi uyanıyor (gece uyanmalarının sayısı 2'ye indi). Bizim yatağımıza alıp, yan yana uzanarak emziriyorum. Biraz emiyor ve yeniden kapıyor gözlerini. Ondan sonra keyfini çıkara çıkara, bir sağa bir sola döne döne, yaklaşık 08:30'a kadar uyuyor. Daha doğrusu yan yana uyuyoruz. 09:00 gibi kahvaltısını yapıyor. (Yine daha doğrusu) tostundan birkaç lokma alıyor sadece. Birkaç parça da kaşar. Gerisini yemeyi bırakalı çok oldu. Saat 13:00 öğle yemeği ve 13:30 emerek öğle uykusuna dalma. Günün bu tek gündüz uykusunun süresi de yaklaşık 2-2,5 saat. Sonrasında da baba gelene kadar oyun, saat 19:00 gibi akşam yemeği ve saat 21:30 civarı akşam uykusu var. Ne kadar sürer, ne zaman değişir bilmiyorum. Ama şimdilik son durum budur...
Not: Bunu yazmayı atlamamak lazım. Puset yerine yeniden emerek uyumaya başladığından bu yana parmağını emmiyor Zeyno. Uykusu geldiğinde de; annem ayağında sallarkende... Tamamen unuttu mu acaba?

2 Kasım 2008 Pazar

Evet, dişmiş...

Dün Osman tarafından test edildi. Metal tatlı kaşığı çarpınca "çıt çıt" sesi geliyor. Bu sabah anneanne de onayladı. Zaten minik pirinç tanesi de bu sabah daha çok görünüyor. Sonuç: Nihayet ilk diş çıktı. Bakalım arayı kapatabilecek mi Zeyno?

1 Kasım 2008 Cumartesi

Yoksa diş mi?

1 yaş, 1 ay, 3 hafta, 3 gün... Çıktı çıkıyor derken, işte tam bu kadar zaman geçmiş. Bu sabah, dün Zeyno'nun alt dişlerinden soldakinin (O'nun solu) üzerinde gördüğümüz morluk ve küçük deliğin diş olduğu kararına vardık. Yine de tam olarak emin değiliz. Bir bilene göstermek lazım...

31 Ekim 2008 Cuma

Arkadaşlık ödülü

Yazamadığım ve takip ettiğim diğer blog'lara bakamadığım dönemde, bir ödül almışım. Uluslararası Arkadaşlık Ödülü. Ceren'in annesi sevgili Özgür vermiş bana bu ödülü. Gece gözlerimden uyku akarken gördüm, birden canlandım. Çok teşekkür ediyorum. Ve ben de kural gereği listemdeki 3 isme veriyorum:
* İzmir'deki Duru'nun annesi sevgili Arınç
* İstanbul'daki Duru'nun annesi sevgili Pınar
* Ceylin Naz'ın annesi sevgili Gülfer

30 Ekim 2008 Perşembe

Nam Nam, Hoppi, Kikirik Kirpik

İlk 1 sene neredeyse televizyona hiç bakmadı Zeyno. Zaten televizyonun pek de seyredilmediği evimizde, O'nun uyanık olduğu saatlerde özellikle açmadık. Belki de bundan olsa gerek, şimdi Zeyno pek ilgi göstermiyor ekrana. Yani açık olsa bile O pek ilgilenmiyor. Tek bir istisnayla: TRT INT'te sabahları yayınlanan Elma Kurdu Nam Nam hariç. Yaklaşık 20 dakika süren bu programa aşık adeta. Elma Kurdu Nam Nam'la arkadaşı Su Aygırı Hoppi ve Kikirik Kirpik'i gördümü, akan sular duruyor. Bozmuyorum ben de keyfini. Hatta zaman zaman kahvaltısını onları seyrederken yapmasına bile müsade ediyorum. Biz de yapmıyor muyuz arada böyle kaçamaklar? Hem renklerin, seslerin hızla aktığı bir çizgi film değil bu. Ağırlıklı olarak bu üç karakterin kuklasının konuştuğu, içinde müziğin, dansın, belgesellerin olduğu bir program. Seyrede seyrede ben bile müptelası oldum.
Not: Sanırım 1 Kasım'dan itibaren artık TRT Çocuk kanalında olacak...

Uzun bir aranın ardından

Yazmadım, yazamadım. Yetmeyen zaman, artık hiç yetmiyor. Kriz durumu bitmiyor. Ve tam bu arada bir bakıyorum blog'a girilmiyor. Bir panik, sarılıyorum hemen telefona; "ne oldu, uçtu mu yani şimdiye kadar yazdığım her şey?!" "Korkma" diyor Osman. "Başka adreslerden ulaşılabiliyor". İçim rahatlıyor ama korkum yerini öfkeye bırakıyor. "Neden, neden, neden?" Aslında artık Türkiye'de bu soruyu sormanın ne anlamı var ki? Saçmalık çok, neden sorusunun cevabı ise hiç yok... Ama artık iyice çığrından çıkmaya başladı durum. Tabii fark edenler için!

Aslında yazacak çok ama çok şey var ama dedim ya vakit yok. Bu satırları yazmak için uykumdan dakikalar çalıyorum. Hızlı olmalıyım...

Gece uyanma krizleri bir parça düzeldi. Ya da artık ben alıştım. En az 2 kez kalkıyor Zeyno geceleri. Ama bu sayı bazen 5-6'yı buluyor. Akşam yatış saati 21:30-22:00 arası. Sabah kalkış ise uyanma sayısına bağlı olarak 07:00-08:30 arası. En önemli değişim ise gündüz uykusunun teke düşmesi. Daha önceki gibi sabah uyandıktan 2 saat kadar sonra uykusu geliyor ama uyumuyor. Gözlerini ovalıyor, mızmızlanıyor ama uyumuyor. Öğleden sonra saat 13:00-15:00 arası seçtiği herhangi bir zamanda uyuyor ve bu uykusu yaklaşık 1,5 saat sürüyor. Ve ben tüm işlerimi artık bu 1,5 saate sığdırmaya çalışıyorum: Cevap verilmesi gereken mailler, okunması gereken yazılar, günlük ev işleri ve yemek. Tabii ki her zaman birileri eksik kalıyor. Dinlenmeye ise hiç vakit yok. Uykuda bile...

Geçen sürede değişmeyen şey ise dişler. Hala çıkmadılar. Zeyno'nun dişetleri tıpkı fırındaki bir kek gibi kabardı. Alt ortadaki ve üst ortadaki iki diş adeta damaklarının içinde görünüyor. Ama hala damakları yarmayı başaramadılar.

Artık pusetinden nefret ediyor Zeyno. Öyle ki, gündüz uykularında bile içinde yatmıyor. Bu konuda silbaştan yaptık ve memeye geri döndük. Memede emerek uyumayı bıraksın diye alternatif olarak puseti bulmuştuk ama aylar sonra başa döndük yine.

Yemek konusunda pek bir değişim yok. İstediği zaman yiyor, istemediği zaman yemiyor. Israr yok. Ama geçen ay tüm iştahsızlığına rağmen 400 gr alınca, bu ay makarna ve ekmeği kısıtladım biraz.

Ve birkaç not:

* Birkaç gündür fark edilir derecede farklı sesler çıkarmaya başladı. Farklı sesler, farklı heceler de demek...
* Yürümeyi, kovalamaca oynayacak kadar ilerletti. Ama hala arada sırada dengesini kaybedip, düşüyor.
* Dergilere bakmaya bayılıyor. Artık yırtmıyor, sırayla sayfaları çeviriyor.
* Taklit yapmada son noktada. Her şeyi taklit ediyor.
* Hayvan seslerini ilerletti. Kedi, köpek ve arıya son olarak inek ve horoz eklendi.
* Sanırım artık konuştuğumuz her şeyi anlıyor. Dikkatli olmak lazım!!

Foto: 24 Ekim 2008, Heybeliada-Bostancı 16:55 vapuru

16 Ekim 2008 Perşembe

Yoğurt nasıl yenir?

İşte böyleee!!

13. ay kontrolü

13 Ekim'de, 13. ay kontrolü için Hilal Hanım'ın kliniğindeydik annemle (bu ay Osman bizimle gelemedi). Ama bu kez Hilal Hanım'ın odasından önce Aylin Hanım'ın odasına uğradık.

Aylin Hanım kliniğin psikoloğu. Hilal Hanım uzunca bir süredir (yaklaşık 9. aydan bu yana), "dikkat süresi çok uzun" diyerek Zeyno'ya gelişimsel test yaptırmamızı istiyordu. Bizse kulağımızın üstüne yatıyor, her ay geçiştiriyorduk. Çünkü kılım ben bu tür test vs olaylarına. Ve eğer bir sorun yoksa yaptırmak taraftarı değilim. Gideceksiniz, test yapılacak ve her şey normalse, (çoğunlukla) "sizin çocuğunuz bilmem kaç ay ileri" denilecek. Ya kardeşim, herkes ilerde; normal çocuklar nerde?

Ama 1 yaş kontrolünde Hilal Hanım net bir tavırla "istiyorum" deyince, çaresiz bu ay randevu aldık Aylin Hanım'dan. Annem, ben, Zeyno ve Aylin Hanım girdik odaya. Kısa bir tanışma faslında sonra, küçük bir top çıkarıp, Zeyno'yla oynamaya başladı Aylin Hanım. Sonra topa el sallandı ve kartlar çıktı. Kedi, bebek ve top resmi olan üç kart. Zeyno Aylin Hanım'ın sorduklarını gösterip, istediklerini verdi. Ardından kartlar kalktı ve "nerde?"oyunu oynadılar. Aylin Hanım'ın değişik yerlere sakladığı (tabii göstererek) çıngırağı buldu bizim minik. Ardından birlikte sesli bir kitap okudular. Tahtaya karalama yaptılar. Zeyno, "burnun nerde, ayakkabıların nerde?" gibi sorulara cevap verdi. Ve yaklaşık 1 saat süren tüm bu aktiviteleri büyük bir heyecan, istek ve sükunetle yaptı. Arada sırada bana göz attı ama genel olarak pek ilgilenmedi. (püf noktası, oyuncaklar sırayla ortaya çıkıyor. İşi biten kalkıyor, yenisi geliyor. Evde de böyle olmalıymış. Mesela biz oyuncak sepetinin yanına boş bir sepet daha koymalı, işi biten oyuncağı oraya atmalıymışız.)

Ardından bana birkaç soru sordu Aylin Hanım:
- Bardaktan su içebiliyor mu?
- Evet

- Çorabını çıkarabiliyor mu?
- Evet (her zaman)
- Kendi kendine konuşuyor mu?
- Evet (bolca)

- Babana götür, annenden al gibi iki kelimeli emirleri yerine getirebiliyor mu?
- Evet
- Elinden tutunca merdiven çıkabiliyor mu?
- Evet
- Diğer çocuklar ilgisini çekiyor mu? - Evet (her zaman, her koşulda)
- Dışarıda ilgisini çeken şeyleri fark edip, gösteriyor mu?
- Evet (özellikle kediler, köpekler, kuşlar, çocuklar ve vapurlar)
- Söylediği kelimeler hangileri?
- Net olanlar mama ve baba. Su için fu diyor, vev ver demek. Elini uzatıp a demesi de al demek.

- Sorunca adını söylemeye çalışıyor mu?

- Bunu hiç denemedik ama adını söylemeye çalıştığını hiç görmedim


Bu kısa soru cevap kısmını ardından açıklama kısmına geçti Aylin Hanım. Bu dönemde (12-15 ay) önemli olan sosyal alandaki gelişmeymiş. Bu yolunda oldumu, genelde diğerleri de yolunda oluyormuş zaten. Zeyno için de her şey yolundaymış. Kendinden beklenmesi gereken tüm gelişmeleri gösteriyormuş. Hatta 15. ay seviyesindeymiş (İşte o an! Diyorum ya, nerde ayına uygun çocuklar?) 6 ay sonra bizi yine görmek istiyormuş (söz vermeyeyim, bir seansın fiyatı 150 YTL!!)

Açıklamaların ardından Zeyno'nun memeye aşırı düşkünlük ve uyku problemlerini sordum. Bu da normal ve beklenen bir gelişmeymiş. Özellikle bebekler yürümeye başladığında, büyük bir mutlulukla birlikte kaygı da duyar, bu kaygılarını da çoğunlukla anneye sığınarak bastırırlarmış. Emme pekiştikçe de gece uyanmaları artarmış (yine bir kısır döngü yani). Eğer istersem böyle (emerek uyuma) devam edebilirmişim. Ama eğer bir değişiklik istersem önerisi, kendimden bir objeyi (eşarp vs.) Zeyno'nun yatağına koyup, sabırla yatakta uyumasını sağlamak (şu an bunu deneyecek enerjim ve sabrım yok. Zaten daha önce birkaç denemede bulundum ama sonuç fiyasko!)

Odadan son derece mutlu ayrılan Zeyno, diğer randevu saati gelene kadar salondaki oyuncaklarla oynadı. Bu kez kaydıraktan kayabildi (benim yardımımla tabii) ve artık yürüdüğü için bol bol mini bebek arabalarını sürdü. Yarım saat rötarla Hilal Hanım'ın odasına girdik. İlk iş ölçümler yapıldı. Boy geçen aydan bu yana 1,5 cm uzayarak 76,5 olmuş. Kilosu da 400 gr artışla 10300 gr. Geçen aydan daha çok kilo aldığını görünce şaşırdım. Bu kadar iştahsızlığa 400 gr! Anne sütü ve meyve işe yarıyor sanırım. Bu arada, her ne kadar kısıtlı vermeye çalışsam da, tükettiği karbonhidrat da (ekmek, makarna ve galeta üçlüsü) etkili olmuştur herhalde?

Baş ve boy ölçümü sırasında yine ağladı bizimki. Hem de ne ağlama. Canının yandığından falan değil, kolu bacağı tutulduğu için sinirlendiğinden. Ölçümlerin ardından suçiçeği aşısı yapıldı. Bu faslın ağlaması da memede sonlandı. Bir yandan kucağımda meme emerken, diğer yandan ayağını keyifle sallayıp, yan gözle Hilal Hanım'ı seyretti. (Hilal Hanım, bu keyifli emme işine şaştı kaldı). Kendisine verdiği balonla da hemen barış imzalandı.

Zeyno'nun dişlerinin hala çıkmamış olması, "sınırları zorluyor" diye yorumlandı. Ama damakları iyice sertleşmiş, dişler yoldaymış (yola çıkması bile 13 ay sürdü)

Emme isteğine Hilal Hanım tıbbi olarak yaklaştı tabii ve "dişlerden" dedi. Sütü ağrı kesici olarak kullanıyormuş bizimki (her iki yaklaşım da mantıklı aslında ve bence bizde ikisi de mevcut) Sabah, öğle, akşam dişlere jel sürüp, rahatlatacağım.

Bu arada iştahsızlık ve gece uyanmaları aynı zamanda idrar yolu enfeksiyonunun da belirtisiymiş ve kız çocuklarda bu enfeksiyon daha fazla görülürmüş. Bu nedenle bir de idrar tahlili yaptırmamızı önerdi.

Vitamin şurubu ve flour hapına devam. Suçiçeği ateş yapmazmış ama biz işimizi garantiye almak için klinikten çıkmadan bir ölçü ateş düşürücü şurup verdik Zeyno'ya. Gelecek ay aşı olduğundan yine gideceğiz.

**

Hazır yazmışken, bu ayla ilgili birkaç not daha düşeyim. Zeyno artık fıldır fıldır yürüyor. Hafta sonu Osman nöbetçiyken, Zeyno'yla ben Ceren'in doğumgünü partisine gittik. Ortamın en küçüğü olan Zeyno, balon kapmak için korkusuzca koşturan ablaların arasına daldı. Ertesi gün yürüme performansı fark edilir derecede artmıştı. İki gündür hiç emeklemiyor. Yürüyor, karıştırıyor ve arada evin içinde kayboluyor. Bu arada giderek azalsa da sık sık düşüyor. Çok dikkatli olmak lazım. Nasıl olacaksa? (Allah korusun demekten başka çare yok gibi)

Dışarıda arabasına oturtmak iyice güçleşti. Sahilde kedilerin peşinde koşmak, vapurda turlamak varken ne yapsın tabii arabayı?

Bizim aldıklarımız, Nurcan'ın verdikleri ve Yasmin'den aldıklarımız. Onlarca ayakkabısı oldu bir anda. Ama en çok Almanya'dan aldığım hafif boğazlı, kahverengi ayakkabılarla rahat ediyor. Etraftan "evde de ayakkabı giydir" diye öneriler var ama ben giydirmiyorum. Düşünsenize ayağınızın sürekli ayakkabı içinde olduğunu!

**

Haftanın aktivitesi "sonbahar". Özel bir şeyler yapmamıza gerek yok, çünkü bizim evde sonbaharın keyfini en çok çıkaran Zeyno. Minik ayakkabıları, her daim ayakkabılığın üstünde, pembe montu da askıda. "Hadi attaa gidiyorsun" dendi mi, itirazsız, hemen giyiliyor bunlar ve arabaya oturuluyor. Kapı açıldı mı da, içeride kalana (bu her zaman anne) neşeyle el sallanıyor. Ada'da sonbahar çok güzel. Osman akşamüstleri Ada turu atıyor (keyiften değil, zayıflamak için); Zeyno O'na eşlik ediyor; yorgun anne 1 saat yürüyecek enerjiyi kendinde bulamadığından ve evde işler hiç bitmediğinden sonbaharı kaçırıyor!

Foto: 16 Ekim akşamüstü, Heybeliada sahili

15 Ekim 2008 Çarşamba

Yoksulluk

Birkaç gün önce yan tarafa banner'ını koyduğum "Blog Hareket Günü"nden, babaolmak.com'u okurken haberdar olmuştum. Destek amacıyla, ilk iş kayıt olup, banner'ı yerleştirdim sayfaya. Bu blog'dan elde ettiğim herhangi bir gelir olmadığı için, yapabileceğim ikinci şey bugün yoksulluk konusunda bir yazı yazmaktı ki, işte yazıyorum.

Bu yazıya başlamadan önce babaolmak.com'a baktım yine. Kopya çekmek amacıyla değil, bu konuda yazdıklarını merak ettiğimden. Çok çarpıcı rakamlara yer vermiş. Dikkatimi en çok çeken çocuklarla ilgili olan tabii. Unicef’in bildirdiğine göre her gün fakirlik sebebiyle 26.500 ile 30.000 arası çocuk ölüyormuş. Bu rakamı okuduktan sonra uzunca bir süre düşündüm. Çocukların ne suçu var? Suçları, şanssızca yoksul bir ülke topraklarında ya da yoksul bir aileye mi doğmak? Aslında çok daha fazla düşünmek lazım bu konuda. Yapılabilecek şeyler olmalı; var da. Özellikle çocuklarla ilgili olarak. En azından, dünyanın hiçbir köşesinde hiçbir çocuk açlıktan ölmemeli. Bu kadar çok kaynak boşa tüketilip, bu kadar çok gıda çöpe giderken.

Pazardan, manavdan, marketten alışveriş yaparken bir daha düşünün. Aldıklarınızı tekrar tekrar gözden geçirin. Ve sırf zamanınız olmadığı için pişiremediğiniz ya da akşamdan dolaba koymayı unuttuğunuzdan bozulduğu için hiçbir gıdayı çöpe atmayın. Hiç olmazsa bu kadarını yapabiliriz değil mi?

9 Ekim 2008 Perşembe

Sabır, sabır, ya sabır

Uzun zamandır yazmadım yine; yazamadım. Fenayım çünkü. Hızla tükeniyorum. Bir bilgisayar oyununun ana karakteri gibiyim. Enerji göstergem dibe vurmak üzere, silahlarımı ise çoktan kaybettim. Bir bonus gelir, toparlanırım diye bekledim ama yok. Üstelik durum daha da kötüye gidiyor. Benim tükenen enerjime inat, her gün daha da enerji doluyor Zeyno. Pilleri sürekli şarjda sanki; hiç tükenmiyor. Düzen kelimesini ise çoktannn unuttum.

Bugün tam dibe vurmuşken geldi Prima'nın maili. Daha hamileyken üye olmuştum siteye. Zeyno'nun ay dönümlerinde düzenli olarak mail geliyor. Ve hep çok güzel şeyler yazıyor. Daha doğrusu yaşadıklarımı/yaşayacaklarımı birebir özetleyen yazılar.

Aşağıdaki yazıyı okudum birkaç dakika önce. Birden gözlerim parladı. Evet işte tam da bu yazılanları yaşıyorum. Birebir. Demek ki geçecek. Bunu biliyordum zaten ama ne zaman diye soruyordum hep. Biraz daha sabretmem lazım demek ki. Hayatta hiçbir konuda sabredememiş olan ben (annemin karnında bile 8 aydan fazla duramamışım, öğretmenlik mesleğini üniversite tercih formumdan o kadar çocuğa karşı sabırlı olamam diye son anda silmişim) sabredeceğim. Ama bu kez seve seve. Öğrendim ki, sabrın en büyük mayası sevgi. Ve ben Zeyno'yu o kadar çok seviyorum ki... Bundan sonrasını yazıyla ifade etmek güç. Geriye bu nota ekleyecek tek şey kaldı; Prima'nın maili. Özellikle bebeği 13 aylık olmuş, çıldırmanın eşiğindeki annelere sunulur.

DEĞİŞEN ALIŞKANLIKLAR

Bebeğinizin ayağa kalkma ve yürümeyi öğrenme dürtüsü uyku saatleri de dahil onun günlük düzenini iyice altüst etmiş olmalı. Sabah ve öğleden sonraki uyku saatleri de belirsizleşir. Bir bebek zamanını yatağında uyumak yerine hareket halinde geçirmeyi tercih edebilir. Bebeğinizi sabahları ve öğleden sonraları kısa süre yatağına bırakın; ama yatmıyorsa üzülmeyin. Bebeğiniz yürümeyi başarıp hevesini alınca yeniden uyumaya başlayacaktır. Bebeğinizin geceleri uyanma ihtimali daha da yüksektir. Sakin ve kararlı davranarak ve o bildik uyku öncesi törenini yineleyerek onu yeniden uyutabilirsiniz. Bebeğinizin kendi kendine yeniden uykuya dalması için ona yaklaşık 10 dakika zaman tanıyın. Sonra odasına gidip onu okşayın, orada olduğunuzu gösterin ve odadan çıkın.

Bebeğinizin yemek yeme alışkanlıkları da değişebilir; bebeğiniz bir öğünde hiçbir şey yemezken diğer öğünde sizden fazla yer. Ona güvenin; siz bunu bir mesele haline getirmezseniz bebeğiniz de dengeyi sağlayacaktır. Bebeğinize atıştırması için ekmek, krem peynirli tost ya da muz gibi yüksek enerji içeren gıdalar verin.

2 Ekim 2008 Perşembe

İlk adımlar


Birkaç fotoğraf

"Zeynep, sarıl bana" ya da "hadi ayyy yapalım" dediğimizde işte bunu yapıyor

"Zeynep, öpücük ver" dediğimizde de bunu...

Akşam yatmadan önce saklambaç oynamaya bayılıyor

Bir de parmak fırçasıyla dişetlerini kaşıyor mutlaka...

Unuttuğum bir şey var mı acaba?

Daha önce hiç bu kadar ara vermemiştim sanırım. Yazmayalı 10 günden fazla zaman olmuş. Üstelik bu geçen 10 günde o kadar çok şey oldu ki... Tembellik değildi yazmayışımın nedeni. Bir hafta bilgisayarımdan uzak kaldım. 5 yıldır dosyalarımı taşıyan ve artık iyice ağırlaşan bilgisayarım gitti şirkete, yerine yenisi geldi. Yeni bilgisayarın eve gelmesi arife gününe denk gelince, yazma işi yine ertelendi. Bayram hazırlıkları girdi bu kez araya çünkü. Baklavalar, börekler açtığım yok ama evi şöyle bir üstten temizleyip, bu bayram İstanbul'a gelen babaanne ve dedemiz için yemekler yaptım. Sonra bayram ziyaretleri, sohbetler, ve... Ve bayramın son günü, Zeyno karşı odada sabah uykusunu uyurken yazıyorum nihayet...

Madem en son sütü yazmışım, oradan başlayayım yine. Zeyno hala süt içmiyor. Önce iyileşmesini bekledik. Sümükler yavaş yavaş kurudu ve bitti. Bir deneme daha yaptık ama olmadı. İçine bal koydum ama sonuç aynı oldu Biz de ara dönemine girdik yine. Herhalde bir gün içecek?

Gece uyanmaları tam gaz devam. Bazen yarım saatte bir uyandığı bile oluyor. Ağlamasına bir uyanıyorum, bizimki yatağının içinde oturmuş, hem ağlıyor hem de gözlerini oğuşturuyor. Ve her uyanmada meme emmeden sakinleşmiyor. Bu arada yatağına sığamaz oldu artık. Ebat olarak sığıyor da, uykusunda yatağın içinde dört döndüğünden sığamıyor. Gece bir bakıyorum yatağa enine uzanmış. Üstü de he zamanki gibi açık. Üst açmayla baş edemeyince sonunda babaannemizin önerisiyle gece yelek giydirmeye başladım.

Uykusuzluğa ve süt direnmesine alıştım ama son dönemin asıl krizi yemek yemek. 1 yıldır iştahla her şeyi yiyen Zeyno, son dönemde ye-mi-yor! "Yemiyor" diye sızlanan anneler grubuna katılacağım hiç aklıma gelmezdi ama oldu işte. Yine de şikayetçi değilim. Belki de şimdi yediği ölçü normal olandır ve sadece geçmişte çok ve iştahla yediği için bana şimdi az geliyordur? Gelecek ayki kontrolümüzde ortaya çıkar nasıl olsa. Hem günde 3 öğün kaka da aynen devam ediyor. Doymasa ya da yedikleri az olsa herhalde bu sayı azalırdı? Yani ciddi bir iştah azlığı başgöstermiş olsa da bunu şimdilik sorun etmiyorum. Kaşar peyniri, üzüm, salatalık ve makarna sağolsun. Bu dörtlüye hiçbir zaman "hayır" demiyor. Ve son hız meme emiyor. Belki de iştahındaki bu azalmanın nedeni bu kadar çok emmesidir? Çünkü O emdikçe sütüm de ciddi oranda arttı. Yoksa bu kez dişler mi geliyor? (Anlaşıldığı üzere hala diş yok!) Bu konuda soru çok ama telaş yok. Sadece zamana ihtiyacımız var bence.

Ve son 10 günün asıl gelişmesi: Zeyno artık yürüyor. O bir yerden bir yere ilerlemek için hala emeklemeyi tercih ediyor ama biz ayağa kaldırıp, elimizde ilgisini çekecek bir eşyayla karşısına geçtiğimizde ciddi mesafede yürüyor. Fıldır fıldır dolanmasına az kalmış; babaannemiz öyle dedi.

Yürümenin dışında gelişim hızla devam ediyor. Artık anlamadığı komut yok gibi Zeyno'nun. İstediğimiz eşyaları alıp bize getiriyor, "al" diyor, "ver" diyor. İstediği şeyi parmağıyla işaret etmek ve benzer sesler çıkarmak suretiyle derdini gayet güzel anlatıyor. Bir şeyi istemedimi iki elini birden uzatıp sallamaya başlıyor, biz bir soru cümlesi sorduğumuzda yanıta göre başını "evet" der gibi sallıyor, kısacası hızla öğreniyor...

Hala el öpmeyi bilmiyor ama ciddi bir bayram hasılatı elde etti Zeynep. Üstelik her zamankinden çok daha mutlu çünkü bu bayram hem anneannesi, hem babaannesi hem de iki dedesi bir arada. Hepimiz bir araya geldiğinde tüm ilgi O'nun üzerinde olduğundan ve adeta gözünün içine bakıldığından mest tabii. Bu durum birkaç gündür eskinin kalabalık ailelerinde büyüyen çocukları düşündürüyor bana.

Unuttuğum bir şey var mı acaba? Her gün bu kadar çok şey yaşarken böyle uzun ara vermemeli!

20 Eylül 2008 Cumartesi

Süt tadımı

1 yaş kontrolüyle birlikte eklenmişti Zeyno'nun beslenmesine inek sütü. Başlangıç olarak kahvaltıda ve ılık. Denedik. İlk 2 gün 30-40 cc kadar içti ama sonra neredeyse ağzına bile sürmedi. Süt dolu biberonu daha ağzına götürmeden eliyle itti. "Acaba denesek mi?" diye düşünüp, Pınar'ın muzlu, çilekli sütlerinden (Pnar Kido) aldık ama içindekiler kısmında yazan "kıvam arttırıcı" ve "renklendirici" nedeniyle kutuları açmadan vazgeçtim bu denemeden. Ve Hilal Hanım'a "Zeyno'ya sütü nasıl sevdirebilirim?" diye bir mail attım. Cevap: "Süt, Zeyno iyileştikten sonra". Yani şimdilik süt tadımlarına ara verdik. Önce sümükleri def edeceğiz başımızdan sonra yeniden deneyeceğiz.

15 Eylül 2008 Pazartesi

Yeni yaşın ilk günleri

Yeni yaşına hızlı başladı Zeyno. İlk gün kuaföre gittik ve saçlarını "oğlan kafa" kestirdik. Aslında çok da istemiyordum bunu ama hem pırasa saçları hem de hiç durmayan elleri hiçbir tokayı kafasında tutmayınca, uzayan saçlar süreli gözlerin içine girince ve kafa terden sürekli ıslak kalınca sonunda kestirdik. İyi de ettik, ben çok beğendim bu yeni halini. Artık "kız mı oğlan mı?" diye sormuyorlar ama. Net olarak "oğlunuz kaç aylık?", "bu oğlan sizin mi?" diyenler oldu.

1 yaş kontrolü
Ve 2 ay aradan sonra 1 yaş kontrolü için doktora gittik. Ölçüm sonuçları: Boy 75 cm, kilo 9900 gr. İlk defa muayene Zeyno'nun ağlaması eşliğinde yapıldı. Kafasının, bacağının tutulmasına sinir oldu ve ağladı. Genel muayene sonuçları iyi olunca aşıların 2. periyodu başladı ve MMR (kızamık, kabakulak, kızamıkçık) aşısı oldu. Koluna saplanan aşı enjektörünün şaşkınlığıyla bir an ağlaması durdu ve Hilal Hanım'ın ilacı vermeye başlamasıyla mızmız ağlama yerini acı ağlamasına bıraktı. Ağladı, ağladı ve gördüğü bir oyuncağı parmağıyla gösterip, "ayyy" diyerek ağlamasına bir anda son verdi.
Bu ayın en önemli özelliği Zeyno'nun beslenmesine süt ve balın eklenmesi. Sütü kahvaltıda denemeye başladık. İlk 2 gün biraz (40 cc kadar) içmişti ama bugün neredeyse bir yudum bile almadı. Israr etmeyeceğim. İstediği zaman, istediği kadar. Günde 500 cc'ye kadar süt içebilirmiş. Ancak mikrokanamaları önlemek için sütü ılık vereceğim. Hilal Hanım kutu süt (Pınar organik) önerdi. Zaten Ada'da günlük süt bulma şansım da pek yok sanırım.
Zeynep Akdeniz tarzı beslenmeye devam edecek. Bu zor değil, çünkü biz de böyle besleniyoruz. Ama günde 1 fındık büyüklüğünde tereyağı alacak ki, bunu sabah tostunun içine sürerek veriyorum zaten.
En sevindirici haber demir damlasına son verilmesi. Bu iğrenç kokulu ve lekesini hiçbir gücün çıkaramadığı damlayı artık vermeyeceğim. Multitabs yerine de içinde omega 3 olan Minadex'i önerdi. Günde 1 tatlı kaşığı verilecek.
Her şey yolunda olmasına rağmen, Hilal Hanım'la aramızda geçen şu diyalog, muayenehaneden pek de mutlu ayrılmamı sağlamadı
- Ben: Bu sıralar memeye çok düşkün oldu. Her an emmek istiyor.
- Doktor: Daha da artacak
Benim düşünce sesim: Ne!!!
- Ben: Geceleri de çok sık uyanmaya başladı
- Doktor: Emzirdiğin sürece böyle devam edecek...
Benim düşünce sesim: Aman Allahım, yandım ben!!!
Gelecek ay yine gideceğiz, sırada suçiçeği aşısı ve PPD testi var. Bu arada gelişimsel test yaptırmamız konusunda Hilal Hanım hala ısrarlı. Gelecek ayın randevusuna kadar bu konuya da karar vermeliyiz.

Ve bir son durum değerlendirmesi
* Genel olarak yeme konusunda sorun yok. Canı istemezse ağzına bir lokma koymazken, canı istediğinde önündeki her şeyi bir çırpıda silip, süpürüyor. Teklif var, ısrar yok.
* Uyku konusu gitgide daha karışık bir hal alıyor. Gece ağlayarak defalarca uyanmaya devam. Bu arada gündüz uykuları da şaşırdı. Genel olarak sabah 1, öğleden sonra 2 saat uykuya devam. Ama arada her iki uyku periyodunun yarım saate indiği yada birinin 3 saate çıktığı da oluyor.
* Meme emmeye son gaz devam. Sabah uyandığında, gün içinde defalarca, gece uykuya dalarken ve gece her uyandığında. O emdikçe benim sütüm de yeniden arttı.
* Hala çıkan diş yok.
* Tutunmadan ayakta durabiliyor ama desteksiz adım atmaya hala cesareti yok.
* Artık söylediğimiz her şeyi anlıyor. Ve yapığımız her şeyi taklit ediyor.
* Ne koşulda olursa olsun, hareketli bir müzik sesi duyduğunda mutlaka oynamaya başlıyor. Hatta ağlarken bile.

Oyuncak güncellemesi
Şu sıralar en sevindiğim şeylerden biri Zeyno'nun oyuncaklarını gönlüme göre güncellemiş olmam. Blog arkadaşım Çağlayan'ın doğumgünü olarak yolladığı ahşap yap bozla başladı bu güncelleme. Ve sonunda nihayet doktor çıkışını fırsat bilip Koşuyolu'ndaki YaPa'ya gittik. Daha önce Pınar'ın hediye olarak getirdiği kitabın serisinden "şekiller"i aldık. Şekilleri doğru olarak yerlerine yerleştirme esasına dayanan ahşap başka bir oyuncak, playskool'un içiçe geçen renkli kutuları, küçük ahşap bir araba ve bir trampet. Bunlara bir de Nurcan'ın Tchibo'dann aldığı, her bir yüzünde farklı düzenekler bulunan 3 parçalık küp seti eklenince, şimdilik oyuncak faslını kapattık. Zeyno ahşap yapbozdaki parçaları yerlerinden çok güzel çıkarıyor ama takamıyor elbette. Ama buradaki hayvanların seslerini çıkarmamızı çok seviyor (bu arada köpek, kedi ve arı sesi çıkarmayı öğrendi) Bir de biz hangi hayvanı istersek o hayvanı bize uzatmayı. Kutuları henüz üstsüte dizemiyor. İçiçe de koyamıyor ama etrafa fırlatmaya bayılıyor. Nurcan'ın aldığı küpleri sevdi. Uzun süreli oynamıyor ama arada eline alıp, üstündeki her şeyi başarıyla yapıyor. Ve bugün vın vın diye ses çıkararak arabayı sürmeyi öğrendi... Elindeki çubukları trampete vurmaya ise bayılıyor.

Yazmaya devam...


Tam 365 gündür, her günle ilgili notlar yazdım blog'a. Ve Zeynep'in her gününe ait fotolar koyduk. Blog'un adına göre aslında yazılarıma son noktayı koymam lazım. Ama koymayacağım. Hem bu sayede kurduğum arkadaşlıkların devam etmesi hem de hayatımızın bu en güzel dönemine ait anlarımızı unutmamak için yazacağım. Ancak artık her gün değil. Günbe gün yazmak keyifli ama bir o kadar da zordu. Bundan böyle unutmak istemediklerimi ve paylaşmak istediklerimi, fırsat buldukça yazacağım...

1 yıllık özet


Geçen 1 yılı bu fotoğraf karelerinden daha iyi ne özetleyebilir ki?


Sobelere gecikmiş cevap

Yazamadığım süre içinde iki kere sobelendim. İlk önce sevgili Gülfer sobeledi beni. Konu bebeklik resimleri. Aslında bu konuda sobelenmekten korkuyordum. Korktuğum da oldu. Bebeklik dönemime ait tek fotoğrafı (ki o da 1 yaşımda çekilmiş) bulamıyorum. Anneme arattım önce belki ondadır diye ama yokmuş. Şimdi benim kilerin üstündeki albüm kutusunu (daha doğrusu fotoğraf kolisini) aşağıya indirip, içinde biraz kaybolmam lazım. Ama bu iş için uzunca bir zaman ayırmam gerektiğini bildiğimden henüz cesaret edemedim.
Aslında daha önce "neden benim başka bebeklik fotoğrafım yok?" diye epey söylenmişliğim var anneme. Fırsat olmamış. Öyle diyor annem. Daha doğrusu o andaki yaşam koşullarımız içinde bu iş için vakit ayıracak kimse yokmuş. Bu tek kare fotoğrafı da dedem çektirmiş. Bir gün kucağına alıp, fotoğraf stüdyosuna götürmüş beni. Böylece şimdiki pırasa saçlarıma inat o zaman kıvırcık olan saçlarım ve çiçekli kolsuz elbisemle 1 yaş halim, siyah beyaz belgelenmiş olmuş. İnşallah bir süre sonra bu tek fotoğrafı bulup, buraya mutlaka yükleyeceğim.
Her ne kadar henüz fotoğrafı bulamasam da cevap yazdığım için başkasını sobeleme hakkımın olduğunu düşünüyor ve eğer cevap yazmak isterse bu konuda Duru'nun annesi Arınç'ı sobeliyorum...

Gelelim ikinci konuya. Konu mutluluğun tarifi ve resmi. Sobeleyen Damla'nın annesi sevgili Yaprak. Aslında bir süre düşündüm bu konuyu. Üniversite sınavını kazandığımı öğrendiğim gün, Osman'la birbirimize "evet" dediğimiz an, babamın kalbine sitent takıldıktan sonra sağlıkla odasına döndüğü an, hamile olduğumu öğrendiğim an... Hepsinde sonsuz mutlu olmuştum ama hiçbiri değil buraya yazmak istediğim. En mutlu olduğum zaman, doğumdan saniyeler sonra Zeyno'yu göğsüme koydukları an. Ağlamadım, konuşamadım. Ama o kadar derin bir sevgi ve aşk hissettim ki... Öyle bir anı bir daha yaşar mıyım bilmiyorum? Ve bu konuda da Defne'nin annesi Hülya'yı sobeliyorum.

İlk doğumgünü

Özel günler için özel organizasyonlar yapmayız genelde biz. Bazen o bahaneyle dışarda yemek yediğimiz olur, en fazla o kadar. Zeyno'nun doğumgünü için aklımızdan birkaç organizasyon geçti ama onlardan da vazgeçtik. Hafta içi bir güne ve Ramazan'a denk gelmesine bir de Ada şartları eklenince, bir şeyler planlamak zor olmuştu zaten. Sonunda iftarda annemlere gidip, yemekten sonra kendi aramızda bir pasta kesmeye karar verdik. Aile içi mini bir kutlama yani. İlk 3 sene doğumgünlerinde özel bir şey yapmaya gerek var mı, karar veremiyorum zaten. Bebeklerin o yaşa kadar olaydan pek bir şey anlamayacaklarını düşünürsek, bebek için değil de anne baba kendisi için bir şeyler yapabilir belki. Nitekim sadece bebeğin dünyaya geldiği değil, eşlerin de anne babalığa yani yepyeni bir hayata başladığı gün. Ben de bunu bahane edip, doğum hikayemi yazıyorum. Hem yıllar sonra da detaylarıyla hatırlayabileyim hem de Zeyno sorduğunda O'na anlatabileyim diye...

Tam da yemeğin peşine, annem mutfaktan "çayın suyunu koyuyorummmm" diye bağırdığında gelmişti suyum. 39. haftayı geride bırakıp, 40. haftaya başladığım gün. Oysa daha birkaç saat önce doktora kontrole gitmiştim ve doğumla ilgili herhangi bir belirti yoktu. Sakince mutfağa doğru seslendim ben de banyodan "çayın suyunu koymaaaa. Benim suyum geldiii!" Daha önce defalarca kontrol ettiğim hastane çantam hazırdı. Çantayı aldık, puseti aldık ve arabaya bindik. Direksiyonda Osman, yanındaki koltukta ben, arkada annemle babam. Günlerden Cuma, saat 20:00 civarı ve biz Erenköy'den Zeytinburnu'na gideceğiz. Ağrım yok, sancım yok, gayet sakinim ben. Garip ama heyecandan kırıntı bile yok içimde. Osman'a bakıyorum. Emniyet şeridine geçmiş, dörtlüleri yakmış, sıkışan köprü trafiğine söyleniyor. Sakince "panik yapma, iyiyim ben" diyorum ama arabada benden başka duyan yok söylediklerimi. Arka koltuğa dönüyorum annemlerin yüzündeki korku. Hastaneye geliyoruz. Doktorum aramış, beni bekliyorlar. Odaya yerleşiyoruz. NST'ye bağlıyorlar yine beni. Kontrol ediyor hemşire. Her şey normal. Epiduralin takılabilmesi için geçmesi gereken süreyi bekleyeceğiz. Garip ama hala çok sakinim. Yokluyorum arada kendimi ""heyecanlı mıyım, korkuyor muyum? diye. Ama ı ıhh. Yaklaşık 2 saat sonra serum takıyorlar koluma. Yavaş yavaş başlıyor sancılar. Ve gitgide şiddetleniyor. Hemşireye yalvarıyorum "bi baksanız, zamanı gelmiştir belki" diye. Ama yok. İlk doğumlarda zor açılırmış rahimağzı. Gelip geçen her sancıdan sonra, saçımın her damlasından ter damlıyor. Ve zaman akarak geceyi yeni güne bağlıyor. Sabah saat 06:00'da hemşire "tamam, arayalım, gelip epidurali taksınlar" dediğinde hayatımın en mutlu anlarından birini yaşıyorum. Minnetle bakıyorum gözlerinin içine ve sanki sancılarımın şiddeti azalıyor. Yarım saat sonra başka bir odaya alıyorlar beni. Görür görmez kanımın kaynadığı, şirin mi şirin bir profesörle ekibi takıyor epidurali. "Bitti" diyor ama ben hiçbir şey hissetmedim bile. Bir anda ağrı bitiyor. Hissediyorum sancıların gelişini ama ağrı olarak değil. Farklı bir hisle. Ayaklarım tamamen uyuşacak, felçli gibi olacağım sanıyorum ama hayır. Oynatabiliyorum, sadece dokunduğumda hissetmiyorum. Osman'ı ve annemi alıyorlar birazdan buraya. Gülerek "iyiyim" diyorum. Gerçekten iyiyim. 8 saatlik sancı seansından sonra gelen bu rahatlık hali çok iyi hissettiriyor kendimi bana. Doktorum geliyor, kontrol ediyor ve gidiyor. Yeni bir bekleme sürecine daha giriyoruz. Nazik Ebe sık sık kontrol halinde ama daha vakit var. Sohbet ediyoruz Osman'la. Odadaki diğer sağlık personeliyle. Derken tekrar terlemeye başlıyorum. Ağrım yok ama var gücümle ıkınmak istiyorum. Nazik Ebe "sakın ıkınma, nefes alarak tut" diyor. Çok zor bu. Olmuyor. Tutamıyorum galiba. Böyle ne kadar süre geçti bilmiyorum. Ben "artık tutamıyorum" deyip, var gücümle ıkınmaya başladığımda, Nazik Ebe'de doktorumu arıyordu "gelin, vakit geldi" diye. Doktorum geldi, her zamanki sakinliğiyle, "panik yapmayın, daha var" dedi ve bana yapmam gerekeni anlattı. Sancı geldiğinde o bana "ıkın" diyecek ve ben nefesimi kaçırmadan ıkınacağım. Yattığım yatağın sağından solundan birer tutacak çıktı. Kuvvet almak için sıkıca tutundum. İlk denemede olmadı. İkincide de. Üçüncü de bir anda boşaldı içim. Rahatlamakla kalmadı, huzur doldu bir anda. Ve Zeynep'i görür görmez hayatımdaki en derin aşk başlamış oldu.

Geçen sene bugün

Sadece 1 gün kaldı Zeyno'nun ilk doğumgününe. Ve ben bugünü sürekli "geçen sene bugün" modunda yaşadım. Gözüm saate her takıldığında, geçen sene bu saatlerde ne yaptığımı düşündüm. Öğlen doktora kontrole gidişimi, "hareketler biraz azaldı galiba?" dediğim için NST'ye bağlanışımı, doğum için herhangi bir işaret olmadığından iki gün buluşmak üzere hastaneden ayrılışımı, öğleden sonra gezmemi ve akşam doğum için hastaneye gidişimi...

Ayıcıktan file...

Blog sayfamızı renklendirirken bulmuştuk sayfanın en altında yer alan ikonu. Otomatik olarak Zeynep'in kaç günlük olduğunu gösteriyordu. Çok güzeldi ama sayfaya yerleştirdiğimiz gün acayip moralimi bozmuştu. Zeynep'i temsil eden bebek, en başta, ayıcığın üzerinde duruyordu. Ve önümüzde çoook uzun bir yol vardı. Hedef fildi. O zaman hiç gelmeyecekmiş gibi gelen an geldi. Zaman akıp gitti ve bebek filin üzerine geldi. Zeynep artık 1 yaşında!

5 Eylül 2008 Cuma

Korkak iki adım

Temizlik vardı bugün evde. Ve ne oldu? Geçen 12 aydır, her 15 günde bir olduğu gibi, Zeyno her zamankinden çok daha uzun uyudu. Hem de süpürge, kova sesi eşliğinde. Ama günün kaydedeğer asıl olayı Zeyno'nun attığı iki adım. Hüsniye Abla onu ayakta tutup, elindeki deterjan kutusunu gösterince, korkarak da olsa ona doğru iki adım attı. Sonra popo yere hemen tabii. Yürüme sayılmaz ama tutunmadan, destek almadan atılan ilk adımlar için bugünün tarihi not düşülebilir. Ve anlaşılan o ki, yürüme çok yakında...
Not: Foto anlattığım anın karesi değil. Akşam, banyo sonrası, uyku öncesi çekildi. Bu perişan halin nedeni bu...

İyiki varsın makarna

Zeyno hasta ama iştahı yerinde. Ama iyiki makarna ve yoğurt var. Zeyno'ya yedirmek istediğim her türlü sebzeyi makarna ve yoğurt desteğiyle kolayca yedirebiliyorum. Sebzeler haşlanıp, ezilerek makarnaya sos oluyor mesela. Ve yanında yoğurtla hop mideye. Ya da o önüne koyduğum makarnaları tek tek eliyle azına atarken ben de bir yandan köftesini yediriyorum. Ne diyebilirim? Benim gibi makarnacı bir annenin çocuğu başka nasıl olabilirdi ki? Sabah akşam makarna yesem bıkmam. Sanırım Zeyno da öyle...

3 Eylül 2008 Çarşamba

Sümüklü Zeyno

Dün gece kaç kere yatağımdan çıktım, bilmiyorum. Saymadım, sayamadım... Zeyno yaklaşık 1,5 saatte bir uyandı. Ve.... sabah uyandığında burnu akıyordu.
1 yaş kontrolü için 10 Eylül'e randevu aldık. Ama daha 1 hafta zaman olduğu için, Hilal Hanım'a mail attım hemen. Ve şunları yazdım: "Hilal Hanım merhaba, Ayın 10'unda kontrole geleceğiz. Ancak daha 1 hafta zaman olduğu için sormak istedim: 2 gündür Zeyno'nun genzinde bir hırıltı vardı (sanki balgam varmış gibi). En çok da geceleri nefer alırken duyuyordum. Bu sabah hapşırmaya başladı. Burnu da hafifçe aktı. Yapmam gereken bir şey var mı? Genel olarak keyfi ve iştahı yerinde
. Hala meme emiyor (son 15 gündür çok düşkün, gündüzleri de emiyor). Dışkılama iyi (biri sabah biri akşam olmak üzere iki kez kaka yapıyor. Ne katı, ne sıvı). Geceleri çok sık uyanıyor ve 2 akşamdır uykuya da çok zor geçiyor (2 gündür gece uyanma sayısı da çok arttı. 1,5-2 saatte bir uyanıyor)"
Daha yarım saat kaar zaman geçmişti ki, cevap geldi. Burnuna serum fizyolojik yapacağım. Önerdiği şurubu, sabah - öğle - akşam birer çay kaşığı içireceğim. Ve bu tedavi 3 gün sürecek. Bugün öğlen başladım hemen şurubu içirmeye. Umarım Zeyno çabuk toparlar...

2 Eylül 2008 Salı

Kandırdık!

Bugün adeta kandırdık Zeyno'yu. Zaman zaman ellerini tutunduğu yerden bırakıp, bir süre ayakta kalabiliyor aslında. Ama birden tutunmadığını fark edince hemen yere koyuyor poposunu. Bugün ayaktayken, iki eline birden sallayınca ses çıkaran iki ayrı oyuncağını verdi Osman. Birlikte sallamaya başladılar. Sonra Osman Zeyno'nun ellerini bıraktı. Kısa bir şaşkınlık anı oldu ama Zeyno hiç istifini bozmadan oyuncakları sallamaya devam etti. Bunu tekrar ede ede günün sonunda tutunmadan ayakta durma konusunda epey ustalaştı. Bu haldeyken dizlerini kırarak sallanabiliyor, hatta arkasından gelen sese doğru kafasını çevirebiliyor. Birkaç adım atmaya da cesaret ettimi bu iş tamam.

1 Eylül 2008 Pazartesi

Kırp gözünü

Daha gelir gelmez kendini hissettirdi sonbahar. Kuvvetli esen poyraz nedeniyle hava oldukça serindi bugün. Sabah Zeyno'ya uzun kollu tshirt giydirip, mama sandalyesini de balkondan içeriye aldım. Önümüzdeki iki ay boyunca sıcak günler olur daha ama kışa hazırlanmalı yavaş yavaş.
Not: Gözlerini kırpmayı öğrendi bugün Zeyno. Biz öğretmedik, O kendi kendine yapmaya başladı. Şimdi biz "gözünü kırp" dedikçe kırpıyor. Hem de çok komik...

Gezme planları

Dün gece çok ağladı Zeyno. Nedenini bilmiyorum ama daha önce hiç bu kadar ağlamamıştı! Kötü geçen geceye rağmen sabah keyifli uyandı Allahtan. Öğleden sonra O'nun bu keyfini fırsat bilip, anneme bırakarak dışarı çıktık. İlk iş IKEA'ya gidip, evdeki mama sandalyesinden bir tane daha aldık. Annemlere bırakacağız bunu. Böylece ordayken arabasında yemek yemekten kurtulacak Zeyno. IKEA'dan çıkınca Koşuyolu'ndaki Ya-Pa'ya gittik. Şansımıza kapalıydı. Ama camından gördüğümüz kadarıyla da mutlaka tekrar uğramalı buraya. Çok güzel tahta oyuncaklar var. Vakit kalınca hala yaz indiriminin devam ettiği Kadıköy'deki Benetton012'ye gitmeyi düşündük ama bir kısım yollar kapatıldığı için arapsaçına dönen trafik nedeniyle hemen vazgeçip, evin yolunu tuttuk. Yaklaşık 2 saat boyunca gayet iyi vakit geçirmiş annemle Zeyno. Yaşasın! Kış için gezme planları yapabilirim.

Doğumgünü hediyesi

Uzunca bir süre görüşemeyeceğimiz için, yazın ayrılmadan önce babaannesi Zeynep'in doğumgünü hediyesini vermişti. Onu saymazsak, Zeynep ilk doğumgünü hediyesini bugün aldı. Hem de henüz yüzyüze tanışmadığımız ama blogumuzun sıkı takipçisi olan bir anneden. Ayça'nın annesi Çağlayan'dan. Ankara'dan kargoyla gelen paketi açınca çok şaşırdım. Paket geleceğini biliyordum ama içinden ne çıkacağı konusunda hiçbir fikrim yoktu. Çağlayan aklımdan geçenleri okumuş, tam da şu sıralar almayı düşündüğüm iki şeyi koymuş paketin içine. Bir parmak fırçası ve tahtadan bir puzzle. Diş fırçalamayla ilgili bir kitapla, bir de doğumgünü kartı da çıktı paketinden içinden. Zeyno puzzle'ıyla oynamaya başladı hemen. Tabii ki henüz parçaları yerine takamıyor ama çok güzel çıkarıyor. Ve şaşırtıcı bir şekilde parçaları şimdiye kadar hiç ağzına sokmadı. Parmak fırçayla ilk kaşıma seansını da yaptık. Kitap kütüphanedeki, doğumgünü kartı da Zeyno'nun "ilkler kutusu"ndaki yerini aldı. Ve doğumgününe sayılı günler kaldı...
Akşam annemlere gittik. Yoldan geldiler bugün ve Zeyno'nun uyku saatinden önce eve girdiler. Geçen 2 aylık sürede annem en çok Zeyno'nun onları unutmasından korkmuştu. Ama gördük ki, korktuğu olmamış. Tüm uykusuzluğuna rağmen, onları görünce neşelendi bizimki. Tabii O'na getirilen hediyelerin de payı yok değildi bunda.

29 Ağustos 2008 Cuma

"Anne!"

Kafamda karışık bir gündü bugün. Dün organizasyonu tamamlamıştım aslında. Sabah Zeyno'yla beraber 08:10 vapuruyla Bostancı'ya geçeceğiz. 09:15 gibi annemlerde olacağız. Hüsniye Abla evi temizlerken, ben Gökçe'nin getireceği çıkışları okuyacağım. Bu arada Zeyno'ya da Halil bakacak. Organizasyon tamamdı da, kafam karışıktı yine de. Ama tıkır tıkır işledi bugün plan. Üstelik Zeyno hem sabah hem de öğlen uykusunu uzun tutarak destek oldu bize (evde temizlik olduğu günler hep daha uzun uyuyor zaten). Daha önce ağzından tesadüfen çıkan ama son birkaç gündür anlamlı hale gelen "anne" sözcüğü de, bugün en anlamlı şekliyle dökülüverdi dilinden. Ben mutfakta sayfaları okurken kulağıma çalındı. Dayı yeğen karşılıklı "anne" deyip duruyorlardı. Önce Halil, sonra Zeynep. Yaşasın, kızım "anne!" diyor.

28 Ağustos 2008 Perşembe

Salatalık ve üzüm

İki favori yemeği var Zeynep'in: Tarhana çorbası ve kuskus makarna. Son günlerde salatalık ve üzüm eklendi bunlara. Salatalığı soyup eline veriyorum, kemire kemire yiyor. Üzümlerde ise ayrı bir stili var. Tabaktaki üzümler itinayla yere atılıyor önce, sonra tek tek ordan alınıp, ağza atılıyor. Üzümler bitince tabak ters çevrilip, davul gibi çalınıyor.

27 Ağustos 2008 Çarşamba

Mutlu maymun modu

Mutlu maymun modundaydı bugün Zeyno. Sabah 06:30'da uyandı. Yanıma aldım, yanyana uzandık. Emdi, emdi ve arkasını dönüp, uykuya devam etti. 08:00'da uyandık. Kahvaltı ettik. 1 saatten fazla sabah uykusu uyudu. Öğlen bir kase tarhana çorbasını indirdi mideye. Öğleden sonra dayısıyla oynadı. Akşamüstü 2 saat uyudu (Yaşasın eski düzene dönüş!) Akşam babasıyla gezmeye gitti. Kurt gibi acıkmış geldi eve. İlk kez bulgur pilavının tadına baktı ve sevdi. Banyo yaptı. Dans etti. (Biz parmaklarımızı şıklatınca o da yapıyor; tabii ses çıkaramadan. Bir de neşeli müzik çalınca kollarını iki yana açıp, ellerini sallıyor). Meme emerek uykuya daldı.

Pamir, Zeynep, Ela

Nurcan aramıştı dün. Dayımla yengem evliliklerinde 40 yılı geride bırakıyorlarmış. "Gelir misiniz?" dedi. Pamir, Zeyno ve Ela bir araya gelecekti; "evet" dedik. Kulağımızı biraz tersten gösterip, akşam Kabataş üzerinden Üsküdar'a geçtik. Ben Pamir'e bakıp "ne kadar büyümüş, Zeynep ne zaman böyle olacak?" dedim; Ebru da Zeynep'e bakıp aynı şeyleri söyledi. 26 aylık Pamir, 11,5 aylık Zeynep ve sadece 27 günlük Ela. Bu akşam üçü bir aradaydı. Ela memesini emip, sürekli uyudu. Zeynep Pamir'in oyuncaklarının ve kalabalığın büyüsüne kapıldı. O ana kadar evde saltanatı tek başına devam eden Pamir, bir anda bunu iki kişiyle paylaşmak zorunda kalınca biraz huzursuz oldu. Aileden bir kez daha "çocuklu" dönem geçiyor. Birkaç sene sonra üçünün iyi arkadaş olacağına eminim.
Foto: Bostancı iskelesinde 22:15 vapurunu beklerlen...

25 Ağustos 2008 Pazartesi

Düzen değişiyor galiba?

Zeyno düzen değiştiriyor yine galiba? Bugün kahvaltısını saat 08:00'de yaptı. Ve kahvaltı sonrası sadece 20 dakika uyudu. Öğlen yemeği saat 13:00'te. Esniyor. En az 2 saat uyur diye düşünmüştüm ama sadece yarım saat. Akşam yemeği saat 19:00'da. Bugün her şey 1 saat önce. Banyo da yemek sonrasına kaldı. Banyonun peşine uyuyor. Uykuya daldığı saat 21:00. İlk uyanma 45 dakika sonra; tabii yine ağlayarak. Kim bilir gece daha kaç kere kalkacak? 2 gündür hafif ateşi var gibi. Acaba bu kez dişler mi?

Çorba maili

Dergi yayın hayatına başladıktan kısa bir süre sonra, annelerin oluşturduğu pek çok yahoo grubuna üye olmuştum. Anne olduğumdan değil, dergiyi hazırlarken fikir edinmek, buradaki bilgilerden faydalanmak için. Her gün yüzlerce mail geliyor posta kutuma bu gruplardan. Çoğu zaman sadece "konu" kısımlarında ilgimi çekenleri okuyup, diğerlerini siliyorum. Bugün biriken mailleri gözden geçirirken, anne olmak grubundan gelen "bebek çorbaları" konulu bir maili ayırdım. Bu kez dergi için değil, kendim için. Ve aşağıda tarifi bulunan yoğurtlu sebze çorbasını pişirdim Zeyno'ya. Yoğurdu sevdiğinden bayıla bayıla yedi. Yayla çorbası pişiriyordum ama bugüne kadar nasıl akıl edemedim ben sebzelerle yoğurdu birleştirmeyi?
Yoğurtlu Sebze Çorbası:
Bebekler genelde yoğurt tadını çok severler. Onlara sebzeyi bu şekilde yedirebilirsiniz. 1 küçük boy patates, yarım kabak, 2-3 sap maydanoz veya ıspanak, 1 tatlı kaşığı pirinç düdüklü tencerede (*) çok az su ile pişirilir. Ayrı bir yerde 1 kepçe yoğurt, 1 tatlı kaşığı un, yarım yumurta (6 aydan küçük bebek için yumurta ilave etmeyiniz) (**)karıştırılır. Karışıma kaynar sebze suyu ilave edilerek karıştırılır. Sulandırılmış karışım diğer sebzelere eklenerek kaynatılır. Çorba koyulaşınca ateşten alınır. Üzerine istenirse kuru nane eklenir. 1 tatlı kaşığı sızma zeytinyağı ile servis edilir.
(*) Bu kadar az porsiyonda bir yemek için düdüklü kullanmadım, küçük bir tencere pişirdim sebzeleri ben.
(**) Ayrıca Zeyno sabah yumurta yediğinden yumurta da koymadım içine.

23 Ağustos 2008 Cumartesi

Islak bir mola

Hava o kadar sıcaktı ki, sonunda Zeyno'nun havuzunu ılık suyla doldurup, balkona çıkardık. Soyduğumuz gibi Zeyno'yu da içine bıraktık. Oh be dünya varmış. O kadar mutlu oldu ki... Ama karnı acıkıp, "mamma" diye sayıklamaya başlayınca yarım saatten fazla sürmedi bu keyif. Yine de bu kısa ıslak mola çok rahatlattı O'nu.
Tüm gün anlattık O'na akşam Eralp'ler gelecek diye. Kapı çalınca "Eralp geldiii!" diye kucağımızda koşarak gittik o tarafa. Kapıyı açaraçmaz bizimki önce Eralp'i, ardından Nilüfer'in tişörtündeki çizgi film karakterlerini parmağıyla işaret edip, "aaaa" diye bağırınca, Eralp (6 ay 3 haftalık) ağlayıverdi. Böylece aralarında olmasını ümit ettiğim iletişim başlamadan bitti. Gece boyunca ara sıra karşılıklı gülüşseler de pek birbirleriyle ilgilenmediler.
Akşam 21:15 gibi gözlerini oğuşturmaya başladı yine Zeyno. Odaya gittik, emmeye başladı ama durum dün geceyle aynı oldu. Geri geldik balkona. 22:00'de bir deneme daha ve bingo! Anlaşılan yeni gece uykusu düzenimiz 22:00-07:00 oldu. Gece 3-4 defa ağlayarak uyanmaya devam ederek...

Tüm gün kapı gıcırtısı

Dün akşamki mızmızlığının ardından gece ekstra bir sorun yoktu ama gündüz aynen devam etti. Sabah doğru dürüst bir şeyler yemedi, tüm gün kapı gıcırtısı gibi mızıldandı. Ve akşam her zamanki gibi 21:30'da UYUMADI. Daha doğrusu gözlerinden uyku akmasına rağmen uyuyamadı. Neden dişler mi? HAYIR. Kesinlikle sıcak hava bence. Çünkü saat 23:15'i gösterdiğinden, balkonda kucağımda sızıverdi.

Hayatımı sayarken

Ocak 2007'den bu yana, yani hamile olduğumu öğrendiğimden beri hayatımı sayıyorum. Önce haftalarla başladım. 46, 47, 48 ve 49. haftanın ilk günü 3 kişi olduk. Sonra günlere geçtim. "Hele bi göbeği düşsün..." dedi herkes, ilk 7 günü saydım. Sonra yarı kırkı çıksın diye üstüne 13 gün daha. 40 uçurması için bi 20 gün daha... "3 ayını doldurunca her şey düzene girer" dediler. Günleri saymaya devam ettim. Sonra ay ay... Her doktor kontrolü zamanı "ne çabuk geçti bu ay" diyerek. Ve 1. yaşı tamamlamak için kalan günleri sayarken benim doğumgünüm geldi, çattı. Geçen sene doğumgünümde nerdeydim, ne yapmıştım hatırlamıyorum. Tek hatırldığım hava çok sıcaktı ve karnım burnumdaydı. Daha dün gibi. Ne çabuk geçti koskoca bir yıl?
33 bitti, 34'e girdim. Bunu bahane edip, akşam yemeği için Büyükada'ya gittik. Kazık yememek için pazarlığımızı önceden yapıp, sahildeki balık lokantalarından birine oturduk. Yasemin'le Sinan'ı da çağırdık. İlk vapura atlayıp, geldiler. Tam balıklar gelmişti ki, Zeynep ilk golünü attı. Uzun zamandır yapmadığı gibi, belinden taşarcasına altını pisletti. Balıkları bırakıp, temizliğe koştuk Osman'la. Sonra Zeynep'in golleri üstüste devam etti. Nedenini anlayamadım ama hep huzursuzdu. Çok sevdiği balıktan bile yemedi. Sadece birkaç patates. Hal böyle olunca planladığımız gibi 21:45 değil, 20:45 vapuruna bindik. Pek umudum yoktu ama eve gelir gelmez uykuya daldı.
Sanırım Zeyno'nun 1 yaşını doldurmasıyla birlikte, yılları saya saya devam edeceğim hayatıma.

21 Ağustos 2008 Perşembe

Şu sıralar...

Unutmadan not düşmek lazım bunları. Zeyno şu sıralar:
* Geceleri 3-4 defa uyanıyor. Hemen hepsinde meme emiyor. Acıktığından değil tabii. Bir ara geceleri sadece 1 kere uyanmaya başlamışken neden tekrar böyle oldu bilmiyorum. Artık neden aramıyorum da zaten.
* Meyvelere acayip düşkün oldu. Özellikle de karpuza. Akşam yemeğinin ardından koca bir dilim karpuz yiyor. Tabii yine kendi çatalıyla, kendisi (biz çatalına bir parça karpuz takıyoruz, o da indiriyor mideye)
* Beğendiğini yiyor, beğenmediğini yemiyor. Tadına bakıyor ve eğer beğenmezse hemen eliyle ağzındaki lokmayı çıkarıyor.
* Elindeki yemeğini (ekmek parçası, karpuz vs) bize de uzatıyor yememiz için. Bir bana, bir babasına. Sonra kendine.
* Sadece yemeğini değil, oyuncaklarını da paylaşıyor bizimle. Elindeki oyuncağını bize doğru uzatıp, elimize almamızı istiyor. Öyle ki, artık top oynayamıyoruz eskisi gibi. Çünkü topu atmıyor, elimize doğru uzatıyor.
* Gündüzleri gayet düzenli uyuyor. Kahvaltının peşine 2 saat, akşamüstü 1 saat.
* Her gece aynı saatte yatıyor; 21:30 (emerek uyuduğundan uykuya dalması 22:00'yi buluyor)
Her sabah aynı saatte uyanıyor; 07:30. Eğer şanslıysak yarım saat kadar yatağındaki oyuncaklarıyla oynuyor.
* Her gün banyo yapıyor (bazen günde 2 kere) ve buna bayılıyor.
* Bu kadar yıkanmaya rağmen sürekli ekşi kokuyor. Çünkü kafasının teri hiç kurumuyor.
* Babasıyla "geldim geldim" oynamayı çok seviyor. Bu ne? O yerde emeklerken Osman "geldim, geldim" diye bağırıyor, O da arkasına bile bakmadan tam gaz emekliyor.
* Her gün düzenli olarak akşamüstü Ada turu yapıyor (Osman'la ben rejimdeyiz ya, yürüyoruz her akşamüstü)
* Her köpek görüşünde (ki Ada'da çok fazla), parmağıyla gösterip, "huv huv" diyor.
* Altının değiştirilmesini hiç istemiyor. Tam bir savaşa döndü bu iş. Günde en az 2 kez (biri kahvaltının peşine, diğeri akşam yemeğinin peşine), hatırı sayılır miktarda kaka yapıyor. Ve altının temizliği sırasında sürekli kaçmaya çalışıyor.
* Yanlış bir şey yapınca, daha bizim yapmamızı beklemeden, kendisi işaret parmağını havaya kaldırıp, sallamaya başlıyor.

20 Ağustos 2008 Çarşamba

Birkaç saat yok olun

Depresyon günlerimden birindeydim bugün yine. Osman'ın izni bitiyor, ondandır belki? Havalar çok sıcak, ondandır belki? Zeyno bugün öğlen yemeğinde beni çıldırttı, ondandır belki? Belki, belki, belki? Neden ne olursa olsun, halimi anlayan Osman, Zeyno'yu da yanına alıp, arada yok oldu evden. Önce okula gittiler birlikte. El bebek gül bebek ilgi görünce, çok mutlu geldi eve Zeyno. Birkaç saat sonra da yürüyüşe gittiler. Ben kaytardım bugün. Ne yapayım, depresyondayım!

18 Ağustos 2008 Pazartesi

Baba ve dede

"Ba" ve "De" hecesini defalarca üst üste söylüyordu Zeyno. Biz de "baba" ve "dede" dedi diye seviniyorduk. Ama bu iki kelimeyi artık çok net, doğru bir şekilde (heceyi sadece iki kez tekrarlayarak) ve anlaşılır olarak söylüyor. Osman 3 gündür sürekli "baba de kızım" diyerek dolaşıyor evde. Zeyno da genelde cevapsız bırakmıyor. O "baba" dedikçe Osman mest. Bakalım dedeler duyunca ne yapacak?
Bu arada su da dahil olmak üzere bize göstermek istediği her şey "fu". Sofrayı hazırlamaya başladığımda ya da tabak içinde bir yemek gördüğünde de "mamma" diyor. Hem de karnı açsa bağıra bağıra. "Köpek nasıl yapıyor?" sorusunun cevabı "huvv". Ve uçak nasıl gidiyor? sorusunun cevabını öğrendi dün. Bu soruyu sorunca ses çıkarmıyor ama elini kaldırabildiği kadar havaya kaldırıp, hafifçe sallıyor.
Not: Fotoğraftaki oyuncak Pamir'den. Genelde biz karşımıza oturtup, oynatmak istediğimizde pek ilgilenmiyor bu oyuncakla ama bir bakıyoruz kendi kendine karşısına geçmiş uğraşıyor. En kolay adımı başarıyor gibi şimdilik...