30 Kasım 2007 Cuma

Uyku sıkıştırdımı...

Gün içindeki tilki uykuları sırasında en ufak bir seste gözlerini açan Zeyno'nun gözü, uyku sıkıştırdımı hiçbir şey görmüyor. Bugün evde temizlik vardı. Uykuya dalmadan hemen önce, Japon çizgi film karakteri gibi bakarken çektiğim bu fotoğraf sırasında elektrik süpürgesi çalışıyordu. Sabah uykusunu elektrikli süpürge, çamaşır makinesi ve kovaya dolan su sesi arasında mışıl mışıl yapan küçük hanım, akşamüstü uykusundan babasının küçük bir öksürüğüyle uyandı...

Gülen yüz, parıldayan gözler...

Zeyno sağlıklı bir bebek olduğu için Allah'a şükrediyorum ve çok mutluyum. Beni en çok mutlu eden şeylerden birisi de Zeyno'nun güleryüzlü bir bebek olması. Sabahları uyandığında Osman ya da ben "kızımmm, günaydın" dediğimizde o da gülerek günaydın diyor bize. Eğer herhangi bir huzursuzluğu yoksa hep gülüyor. Kendi kendine bile. Sadece bize değil, ona gülerek yaklaşan herkese gülümsüyor. Şimdiye kadar biri uykusunda olmak üzere bir iki kahkaha denemesi bile oldu. Umarım ömrü boyunca hep böyle güleryüzlü, neşeli bir insan olur ve gözleri hep böyle parıldar. Güleryüzlü insan bulmak artık o kadar zor ki... Herkeste hep şikayet, hep yakınma ve hep asık suratlar...

Zeynep'ten NOT: Elif Hala'cığım, bu gülüşüm senin ve beni merak eden iş arkadaşların için... Sakın beni seyre dalıp işleri aksatmayın! :)

Sadece birkaç saniyede...

Banyo sırasında avazı çıktığı kadar (ama gözyaşı olmadan) ağlayan Zeyno, birkaç dakika sonra üstünü giydirirken gülücükler atıyor. Yine akşam uykusuna dalarken bir yandan mızırdanıp, diğer yandan hiç durmayacakmış gibi başını iki yana sallarken, sadece birkaç dakika sonra derin bir uykuya dalıyor. Yani dakikası dakikasına uymuyor dedikleri bu olsa gerek. Yandaki iki fotoğraf da sadece birkaç saniye arayla peşpeşe çekilmiş iki kare. (Güldürmek için hiçbir şey yapmadık)

27 Kasım 2007 Salı

Zeynep nine olunca

Gün içinde şekilden şekile giriyor Zeyno'nun yüzü. Hatta her gün yeni yeni mimikler ekleniyor yüzüne. Ama benim en çok sevdiğim bu nine pozu. Sanki takma dişlerini çıkarmış, tombul yanaklı bir nine gibi değil mi sizce de? Bu arada bu ninenin sürekli salyaları aktığından, artık sabah ilk iş önlüğünü takıyoruz boynuna.

Dünya bu açıdan da güzelmiş

Daha önce de Zeyno'yu yüzükoyun bırakma denemelerimiz olmuştu ama o bundan pek hoşlanmadığından sadece birkaç saniye sürmüştü bu pozisyonda kalması. Bugün çoktandır unuttuğumuz bu denemeyi tekrar yaptık. Zeyno bu kez hayatından memnundu. Önce kollarından destek alıp kafayı havaya kaldırdı. Ardından bu bakış açısıyla etrafını uzun uzun seyretti. Bu arada yerçekimin etkisiyle yanaklar aşağıya doğru sarktı :)) Sağdaki fotoğrafta da, her ne kadar belli olmasa da aslında koltukta oturuyor Zeyno. Ama sadece birkaç saniyeliğine tabii.

25 Kasım 2007 Pazar

Aaa.. Bitti mi?

Zeyno'nun tüm hem cinsleri gibi gezmeyi çok sevdiğini daha önce yazmıştım. Kasım ayının son Pazar'ı da güneşli olunca yine çıktık sokaklara. Yani Zeynep bu Pazar çok mutluydu çookk... Artık sabah güne çok erken başladığımızdan 08.20 vapuruyla geçtik Bostancı'ya. Bizi karşılayan babam yoldan çok, arkaya dönüp Zeyno'ya bakarak götürdü eve kadar. Evde enfes bir kahvaltı bekliyordu bizi. Kahvaltısını daha evden çıkmadan sıkı bir şekilde emerek yapan Zeyno uykuya dalınca biz de uzun uzun kahvaltı yaptık. Dedeyle anneanne için yeni kıyafetlerimizi giymiştik ama malum zorunluluktan (bezin yetmeme durumu!) birkaç saat sonra kıyafetler değişmek zorunda kaldı. (Bugün pantolon giyince daha bi büyüdü sanki Zeyno) Öğlen güneşi ısıtmaya başlayınca sokaklara çıkmanın da vakti geldi. Hep beraber Bağdat Caddesi'ne gittik. Çocukken annemin elinden tutarak gezdiğim bu caddede artık annemin yanında kendi çocuğumla geziyordum :)) İndirim zamanı olmadığı için alışveriş yapmayacaktık ama yine de bütün çocuk mağazalarına girdik. (Bağdat Caddesi'nde bu kadar çok çocuk mağazası olduğunu daha önce hiç fark etmemiştim!) Caddedeki araba trafiğine bir de yaya kaldırımındaki çocuk arabası trafiği eklendiğinden mağaza giriş çıkışlarında kısa süreli beklemeler yaşadık. İlk girdiğimiz mağaza bir gün önce açılan GAP oldu. Ama girmemizle çıkmamız bir oldu çünkü çok pahalıydı. (Artık Nurcan'ın Avrupa seyahatlerinde Pamir'e aldığı ve şimdi bize devrolan GAP marka kıyafetlere daha bi farklı bakıyorum :)) Ardından Mothercare'e (buradan 3 tane uzun kollu zıbın ve önlük aldık) ve Marks & Spencer'a uğradık. Zeyno arabasında çok mutluydu ama bizim için dinlenme vakti gelmişti. Maalesef Kahve Dünyası'nda yer yoktu. Hemen yanda yeni açılan Dallmayr Cafe'de yer vardı ama içeride sigara içilmeyen yer olmadığından orada da oturamadık. Sonunda Saray'da karar kıldık. Saray Muhallebicisi'ni seçince bizim kahve keyfi de kebap keyfine dönüştü tabii. Sabah saat 08.10'da evden çıkışımızla başlayıp, 17.30'da eve dönüşümüzle biten bu Pazar gezmesi boyunca Zeyno çok keyifliydi. Bu fotoğrafı günün sonunda Saray'da çektik. Biz eve dönüş için vapur saatini kontrol ederken o da "aa, bitti mi? gidiyor muyuz?" der gibi bakıyordu bize...

24 Kasım 2007 Cumartesi

"Gezmede çok mutluyum"

Babam sık sık söyler "kadın milleti gezmeyi çok sever. Ölüm döşeğindeyken kalk gezmeye gidiyoruz deyince bile dirilir kalkar" diye. Yalan da değil hani, severiz biz gezmeyi. 7'mizde de 77'mizde de. Zeynep'in bu sevimli gülücüğü atmasının nedeni de dışarıya çıkmış olması. Aslında arabasına kurulup dışarı çıkarçıkmaz yaptığı tek iş uykuya dalmak ama yine de seviyor yüzüne rüzgarın değmesini... Zaten bizim gibi gezmeyi çok seven anne babanın da başka türlü bir çocuğu olması beklenemezdi herhalde...

Sırma saçlar dökülüyor

Doğduğunda ilk dikkat çeken yeri saçlarıydı Zeyno'nun. O kadar saçlı doğmuştu ki... Hamileliğimin sonuna kadar neden midemin yandığı da böylece ortaya çıkmıştı. Her banyodan sonra özenle taradık kızımızın saçlarını. Gitgide de uzuyordu. Hani biraz zorlasak ensesindekiler toplanacaktı nerdeyse. Bu cümleleri yazarken geçmiş zaman kullandım çünkü Zeynep'in kafası "kabak" olma yolunda hızla ilerliyor. Saçlarının döküldüğünü bir süredir görebiliyorduk ama son birkaç gündür tutam tutam dökülmeye başladı. Sabah uyandığında, çarşafında kafasının geldiği bölge saçtan simsiyah olmuş oluyor. Çareyi kafasının altına tülbent yaymakta bulduk. Bu arada kulaklarının içinden bile saçları çıkıyor. Bana biraz zor gibi geliyor ama umarım döküldüğü hızla yeni saçlar çıkar da Zeyno kabak kafalı olmaktan kurtulur. Aslında şu hali çok daha kötü oldu. Saçlarının arası yer yer boşaldı. Doğumdan sadece birkaç dakika sonra çekilen sağdaki fotoğrafla 76. günde çekilen soldaki fotoğraf, saçların seyrelen yolculuğunu açıkça koyuyor ortaya... (Bu arada doğduğunda bana melekler kadar güzel gelen Zeynep'in aslında o zaman ne kadar çirkin olduğunu şimdi bu fotoğrafa bakınca fark ettim. Kuzguna yavrusu şahin görünür dedikleri durum bu olsa gerek. Ama kızım şimdi çok çok güzel :)

22 Kasım 2007 Perşembe

10 yüz milyon baloncuk

Şimdi her kareyi tek tek anlatacağım. İlk karenin can alıcı noktası Zeyno'nun ağzındaki köpükler. Yaklaşık 1 hafta kadar önce keşfetti bunları yapabildiğini ve çok keyiflendi. O gün bugündür ağzından baloncuk eksik olmuyor. Hal böyle olunca önlük takmak gerekti. Aslına bakılırsa, ek gıdalara geçmeden önlük gerekmeyeceğini düşündüğümüzden hiç önlük almamıştık ama çekmeceden babaannenin verdiği 2 tane çıktı. Yine de alışveriş listesine önlük eklemek gerek. Bu baloncuklar 10 yüz milyon tane...

İkinci karenin özelliği Zeyno'nun artık oyuncaklarını tutabildiğini belgelemesi. Tutmakla kalmıyor sallıyor bile. Ses çıkınca da "bunu ben mi yaptım?" diye bakıyor yüzümüze...

Ve son kare. Görüldüğü üzere emzik olayını başardık. Sallayarak uyutmakla emzikle uyutmak arasında bir seçim yapmak gerekince hiç düşünmeden emziği seçtim. Zeynep de aylar sonra emzik emmeye karar verdi. Ama gündüz uykuları yine de kuş gibi...

Kızlar da mavi giyer

Kim demiş kızlar hep pembe giyer diye... Zeyno'nun çekmecelerinde bir sürü mavi kıyafeti var. Tabii Pamir'den gelenler :) İşte bu kıyafetlerden biri. Bu mavi tulum aslında birkaç ay sonra daha iyi olacak Zeyno'ya ama biz dayanamayıp giydirdik bile. İçine bir pembe bluz, işlem tamam...

Amannn sende...

Aslında sondaki fotoydu benim favorim, hani şu "amannn sende" bakışlı olan. Ama yine seçim yapamayıp hepsini koydum. Birkaç dakika içinde peşpeşe çekilmiş ve sırası bozulmadan koyulmuş 4 fotoğraf bu kolaj. Sizce de hepsinde sanki bir şeyler anlatmak istemiyor mu?

20 Kasım 2007 Salı

Ata Demirer de kimmiş?

Tam bir taklitçi maymun şu sıralar Zeyno. Ata Demirer'de kimmiş? Yapamayacağı taklit yok. Yeterki göz hizasında olun, onun size bakmasını sağlayın ve konuşun. Önce bir süre dudaklarınızı nasıl hareket ettirdiğinizi seyrediyor sonra da başlıyor öyle yapmaya. Önce sessiz birkaç deneme, ardından sesliler... Şimdilik "u" ve "o"larda uzman ama devamını en kısa sürede bekliyoruz...

mastit ve anneanne fırçası

Hamilelik boyunca, zaman zaman bebek bakımıyla ilgili yaşanacak zorluklar akla geliyor da, sağlıkla ilgili yaşanacak sorunlar pek akla gelmiyor nedense? Aslında keşke hiç yaşanmasa bu sağlık sorunları ama her an da hazırlıklı olmak lazım(mış). Perşembe sabahı sol göğsümde müthiş bir ağrıyla uyandım. Zeynep uyanıp emdiğinde geçecek sanarak pek üstünde durmadım ama bir gariplik olduğu belliydi. Zeynep kalktı, sabah kahvaltısı için lıkır lıkır emdi ama nafile. Ağrı artarak devam ettiği gibi bir de hafif ateş ve halsizlik eklendi. Derken derken, öğlen kafayı yastıktan kaldıramaz oldum. Akşam olduğunda ateşim 38,2'ydi. Aklımıza ilk gelen ateşim artmaya devam ederken Zeyno'yu emzirip emziremeyeceğim olduğundan Osman hemen Hilal Hanım'ı arayıp durumu anlattı. Evet, söylediği gibi ağrıyan göğsümde hafif kızarıklık da vardı. Hemen telefonda koydu teşhisi: Mastit. Ve yapmamız gerekenleri anlattı. Önce nöbetçi bir eczane bulunarak önerdiği antibiyotik alınacak ve hemen başlanacaktı. Göğsümü pompayla boşaltacaktım ve emzirmeye ara vermeden devam edecektim. Mastit'in süt kanalı iltihabı olduğu ve eğer ilerlerse abseye dönüştüğünden cerrahi müdahale gerektiği aklımın bir köşelerinde kaldığından, ağrılarıma eklenen panikle hemen söylenenleri yapmaya başladık. Bir de bunlara ek olarak hemen annemi arayarak bize desteğe gelmesini istedik. Perşembe'den Pazar'a kadar devam eden ilaç, eş, anne ve Zeynep'in emme desteğiyle şimdilik bu sorunu atlattım gibi. Son antibiyotiği bu sabah içtim ama tekrarlayacak diye hala korkumuyor da değilim hani... Bu arada Cumartesi kendimi biraz iyi hissedince annemle Zeyno'nun kıyafetlerini düzenledik. Bugüne kadar bu işi adam gibi yapmadığım için, hastalığıma rağmen annemden fırça yiye yiye koyuldum işe. Su Kız'dan gelenler, Pamir'den gelenler, Yasmin'in ikizlerinden gelenler, Nurcan'ın aldıkları, bizim aldıklarımız, hediye gelenler... Gerçekten ipin ucu biraz kaçmış. Kıyafetleri düzene sokunca, Zeyno'da değiştire değiştire giydirdiğimiz üç tulumdan kurtuldu.

17 Kasım 2007 Cumartesi

Bu çizgili olan Zebra mıydı?

Eller keşfedildikçe daha işlevsel olmaya da başladı. Zeyno henüz kitabının sayfalarını çeviremiyor ama tesadüfen de olsa bunu başarmasına az kaldı gibi... Bu arada bakışlarından anladığım kadarıyla biraz aklı karıştı sanki. Mor olan fil miydi? Bacakları uzun olan hangisiydi? Ya çizgili olan???

Yastık kapmaca

Kırmızı koltuklarımıza ilk günden beri bayılan Zeyno, artık fırsat buldukça başköşeyi de kapmaya başladı. Tabii henüz tam olarak oturur pozisyona geçemiyor ama ufak bir destekle poz verebilecek kadar oturmadan da edemiyor.

Yeni oyuncak 12 parmak

Zeyno'nun son keşfi parmakları. Onları keşfettiğinden beri oyuncaklarına pek yüz verdiği de yok. Varsa yoksa elleri. Artık sadece her fırsatta onları emmeye çalışmaktan değil, şekilden şekile sokmaktan da çok hoşlanıyor.

Yılana değil, aynaya bak kızım

Zeyno'nun "mutlu hayvanlar" kitabının son sayfasında, kendini seyredebileceği bir kırılmaz ayna var. O ise rengarenk hayvanlara bakmaktan henüz bunun farkına varamadı. Bugün defalarca kitabı önüne koyup, aynaya bakmasını sağlamaya çalıştım ama o hemen yan sayfadaki yeşil yılanı hayran hayran seyretmeyi tercih etti.

13 Kasım 2007 Salı

Hep gülüyor mu sandınız?

Her gün onlarca kare fotosunu çekiyoruz Zeynep'in. Dijital makine sağolsun. Tabii içlerinden en güzelini, en şirinini, en masumunu seçip koyuyoruz buraya. Gülerken, uyurken, masum bir bakış atarken... Bu duruma aldanıp, Zeyno'nun günün her saati pür neşe içinde olduğunu, hep güldüğünü mü sanıyorsunuz? Yanıldınız. Aslında doğruyu söylemek gerekirse çok ağlamıyor ama ağladımı da açığı kapatıyor. İşte bugün çekilmiş değişik ağlama enstanteneleri... (Ben bu yazıyı yazarken Zeyno babasının kucağında ağlamakla meşgul. Malum kolik durumları)

12 Kasım 2007 Pazartesi

Böyle de yapılmaz ki...


Minik bedenlerine inat, bebeklerin her şeyi çok gürültülü... Ağlamaları, kahkahaları, gaz çıkarmaları ve... Devamı için videoyu izleyin :) Zeyno'nun mimiklerine dikkat! Bilgisayarınızın sesini açmayı unutmayın...

11 Kasım 2007 Pazar

Bir Pazar sabahı

"Dün akşam babam eve gelmemişti, nöbetçiymiş. Bugün kapıda karşıladım onu. Çok özlemişim... O kahvaltı yaparken ben de koltuğumda şekerleme yaptım. Anlamıyorum neler olduğunu... Şu sallanan şeylere bakarken birden gözlerim kapanıyor. Uyandığımda kremlerimi sürdü babam. E sürekli güzel kalmak kolay değil. Kendine bakman lazım... (Ama keşke böyle çıplak çekmeseydiniz. Memelerim görünüyor) Nöbet ertesi babamın çok uykusu oluyormuş. Annem sıkı sıkı tembih etti bugün gürültü yapmaman gerektiğini. E o zaman geriye bir tek uyumak kalıyor. Babamla karşılıklı uyumak da çok güzel. (Ben babacıymışım. Annem öyle diyo!)"

Her şey aynı ama...

Her zamanki koltuk, her zamanki tülbentler, her zamanki pembe tulumlar... Ama her gün bi başka Zeyno. Artık daha kocaman ve anlamlı gülüşler. Bakışlar daha bi manalı. Keşke fotoğrafların sesi olsa. Son bir haftadır bizimle sohbet de ediyor kızım. A, U, AUUUU, AYYYY...

4 adımda uykuya geçiş

Zeyno uyku için hala beşiğinden vazgeçmiş değil. Gözleri kapayıp mızırdanarak ağlamaya başladımı, anlıyoruz ki "beni beşiğime götürün ve sallamaya başlayın. Siz sallayın, sallayın... Ben istediğim zaman uykuya geçeceğim" diyor. Ama son günlerde koltuğunda 30-45 dakikalık şekerlemeler de yapmaya başladı. Hatta ara sıra çok sevdiği kırmızı koltuklarda da yapıyor bu kuş uykularını. İşte bu uykulara geçişin fotoromanı: Zeyno uzun uzun kameraya bakar önce. Aslında güzel bir poz vermek ister ama hali kalmamıştır buna. Artık umurunda değildir ona dönük objektifler. Ağır ağır kapanır gözleri. Engel olamaz buna. Önce çok sevdiği kırmızı renge yönelir kafası. Ardından yarım saat kadar sürecek uykuya geçilir... Uyanınca neler olacağı Allah Kerim. Tamamen keyfine bağlı...

8 Kasım 2007 Perşembe

Balıkla hipnoz

Bu sabah ben kahvaltı yaparken, Zeyno'da koltuğunun içinde benimle masadaydı. Ben bir yandan tostumu yiyor, bir yandan Zeyno'yla konuşuyor, bir yandan da el alışkanlığı koltuğunu sallayıp duruyordum. Bir fark ettim ki, Zeyno dikmiş gözünü koltuğunun sapında bir o yana bir bu yana sallanan turuncu balığa ve kaydı kayacak. Hemen aldım fotoğraf makinesini elime ve video moduna getirdim. Yani Zeyno'nun adeta hipnoza girerek nasıl uykuya daldığını saniye saniye görüntüledim. Aslında o vidoyu koyacaktım buraya ama biraz uzun olduğu için vazgeçtim. Bu fotoğraf anlattığım olayın son noktasıdır. Herhalde bugüne kadar izlediğimiz filmlerde gördüğümüz karelerden aklımızda kalanlarla, hep sallanan bir saatle hipnoz yapıldığını bilirdik ama sallanan balık da pekala işe yarıyormuş. Tesadüfen keşfedildi, denendi, onaylandı ve kayıt altına alındı...


7 Kasım 2007 Çarşamba

Ağlatmayan aşı

Zaman çabuk mu geçiyor, yoksa sanki akmıyor mu? Zeyno'nun küçülen tulumlarına göre son hız akıp gidiyor. Ağlama krizlerine göre de hiç geçmiyor. Bu ikilem arasında gidip gelirken Zeyno 2 ayı doldurdu bile. Sabah uyandığında, karnı doyurulup, altı temizlendikten sonra son derece keyiflenen ve etrafa gülücükler atmaya başlayan Zeyno Hanım babasıyla uzun uzun sohbet etti önce. "a" ve "u" seslerinden oluşan bu sohbetin ardından 10.15 Kabataş vapuruna yetişmek üzere hazırlıklar başladı. En önemli kısım Zeyno'nun hazırlanmasıydı tabii. Bugün daha bi özenli seçildi kıyafetler. Çünkü hem 2. ay kontrolü için doktora gidilecek, hem de bu kontrol yine televizyon programı için çekilecekti. Bugün adeta birden bire kara kış geldiğinden, Yasmin Teyze'nin gönderdiği çantadan çıkan "pembe ayı" montu giyilerek yollara düşüldü. Geçen ay kameralara iyice ısınan Zeyno, çekim boyunca hiç sorun çıkarmadığı gibi, birbirinden değişik pozlar vermeyi de ihmal etmedi. Yapılan ölçümlere göre, kilo 5290 gr, boy ise 58,5 cm. Gidişat gayet iyi yani. Bu kontrolde bizi en çok düşündüren aşılardı. Çünkü bugün hem 5'li karma aşı, hem de verem aşısı yapılacaktı. O ağlarken biz ne yapacaktık? Ama hiç de umduğumuz gibi olmadı. "Hilal Teyze" karma aşının iğnesini onun bacağına batırırken, gözgöze sohbet ediyorlardı. İğne çıktığında ise Zeyno koca bir gülüş attı. Çok şaşırmıştık. Birkaç dakika sonra koldan yapılacak verem aşısı sırasında canının yanacağı ve ağlayacağı konusunda Hilal Hanım bizi uyardı. Gerçekten Zeyno bu aşı sırasında önce dudakları büzüp, sonra da ağladı. Ama onun da çaresi hazırdı, hemen emzirmeye başladım. Yani umduğumuzdan çok daha keyifli geçti bugün. Bu keyfi 16.30 vapuruna kadar Kabataş'taki Kahve Dünyası'nda vakit geçirerek tamamladık. Hem burada hem de dönüş vapurunda, Zeyno sayesinde bir sürü insanla sohbet ettik. Şu sıralar bir facebook çılgınlığıdır aldı başını gidiyor. Ne gerek var böyle şeylere. Sosyalleşmenin en iyi yolu bir çocuk yapmak. Yaşlı genç herkesle derin bir sohbet içinde buluyorsun bir anda kendini.

Bebek fotoğrafı çekmek zor zanaat

5 senedir evden çalışıyorum. Evden yani "home office" çalıştığımı duyan herkes çok imreniyor bana. Ama ben hala evden çalışmanın mı, yoksa ofiste çalışmanın mı daha keyifli olduğunu çözemedim. Evden çalışmanın en büyük avantajı zaman planlamanı daha esnek yapabilmen. Ama tek başına çalışmak da biraz sıkıcı. Ayrıca çevrendekilere evde "çalıştığını" anlatmak da bir o kadar zor. Bu çalışma şeklimle, doğum nedeniyle çalışmaya ara vermedim. Şimdiye kadar, doğum öncesi depoladığım yedek yazılarla idare ettim. Ama hazıra dağ dayanmaz. Yoğun tempoyla çalışma vakti geldi. En büyük avantajım patronumun ve çalışma arkadaşlarımın bana verdiği destek. Sadece anne sütüyle beslendiği için, henüz Zeyno %100 bana bağımlı olduğundan, onu uzun süre bırakıp benim bir yerlere gitmem zor. Bu nedenle Gökçe derginin çıkışlarını alıp bana geliyor. Bugün de Gökçe bendeydi. Anneanne Zeyno'ya bakarken Gökçe'yle ben de çalıştık. Bu arada Zeyno'yu daha önce doğduğu günün akşamı hastanede ve 19. gününde gören Gökçe'den sağlam bir fırça yedim. Söylediğine göre Zeyno fotoğraflardakinden çok daha güzelmiş. Fotoğraflarda onun değimiyle "patates kafa" çıkmasının nedeni de, bizim onu yakından çekmemizmiş. Bu fırçanın üzerine makineyi verdim Gökçe'ye ve bugünün fotolarını onun çekmesini istedim. İşte sonuç :)) Flaş kullanmadan, sürekli hareketli bir "objeyi" profesyonel olmayan bir makineyle çekmek hiç de kolay değil. Bunu halletmenin en kolay yolu geniş açı çekmek. O zaman da biraz koca kafalı çıkmak kaçınılmaz...

5 Kasım 2007 Pazartesi

Boşuna inat etmişiz

İşte ilk günlerdekine benzer bir uyku fotosu daha... Zeyno yeniden beşiğinde! Geçen hafta, keyifli bir günün akşamında Zeyno'ya sürpriz yapmış, onu beşiğinden yatağına geçirmiştik. Sanki bir mucize olmuş, Zeyno hiç tepki göstermemiş, mışıl mışıl uyumuştu. E tabii, bu değişimi anlayamayacak kadar küçüktü daha. Hem yatağını da onun ilgisini çekecek oyuncaklarla süslemiştik. Üstelik bu yatak beşiğine göre çok daha konforluydu. Hani dertop olunca boyum 110 cm'e inse ben yatacağım nerdeyse... İnsan başka ne isterdi ki? İstermiş... Meğerse Zeynep Hanım sallanmaya çoktan alışmış bile. Bu nedenle tüm bu konforu ve renkli oyuncakları bir kenara itip, beşiğini istedi. Ama biz onun sallanarak uyumaya alışmasını istemiyoruz ya, inat ettik. Her akşam onu ninnilerle yatağına yatırdık, masallar okuduk, okşayıp sevdik... Sonuç, bütün düzenimiz alt üst oldu. Üstelik sadece akşam değil, gündüz düzeni de. Gözlerinden uyku akan Zeyno bir türlü uyumaz oldu. Bu gündüz uykusuzluğunun üstüne bir de akşam koliği eklenince de ben bir anda vampire dönüşüverdim. Sonunda bugün inadı bıraktık. Öğlen beşiği tekrar yatağının yanına getirip, içini hazırladık. Güzel bir süt ziyafetinin ardından beşiğine bıraktığım Zeyno, keyiften bayıldı nerdeyse. Yine hemen derin bir uykuya geçemedi ama saatlerce beşiğinde kalmaya da "hayır" demedi. Tabii hafif de olsa sallandığı sürece. Sonuçta zafer kazanan o oldu ama bence hiç mahsuru yok. O beşiğinde olduğu için mutlu, biz de saatlerce onun mızmız ağlamasını dinlemek zorunda kalmadığımız için. Hem itiraf edin, hangimiz şöyle hafif hafif sallanarak uyumak istemeyiz ki? Hamaklara bayılmamızın nedeni de bu değil mi? Varsın Zeyno'da sallanarak uyumanın keyfini çıkarsın. Şu anda bizi tek düşündüren ev dışında bir yerde kaldığımızda ne yapacağımız. Onunda çözümü iki bacak, bir yastıktan oluşan ve her yere kolayca taşınabilen beşik :)

Zeynep'in ilk kitabı

Bundan birkaç gün önce babama "kızıma kitap alacağım" dediğimde çok şaşırmış, hatta biraz dalga bile geçmişti. Henüz 2 ayını bile bitirmeyen Zeyno ne yapacaktı ki kitabı? İşte cevabı babacım, bir Pazar sabahı ve Zeyno kitabını okuyor :)) Bu kitabı bulmak için epey bi dolaştık. Hemen hemen her büyük oyuncakçı dükkanında bebekler için kitaplar var ama açıkçası yerlileri pek başarılı değil (keşke olsaydı!) Sonunda Mothercare'de bulduk aradığımızı. Çeşit çok değil ama kitaplar hem malzeme hem de içerik olarak gayet güzel. Bizim aldığımız kitapta hayvanlar var. Her biri farklı dokuda ve canlı renklerde kumaşlardan hazırlanmış. Üstelik bazıları ses çıkarıyor. En güzeli de karnına basınca vikleyen mor su aygırı. Son sayfada bir de kırılmaz ayna var. Bu kitabı çok severek aldım. Zeyno'nun sevmesine de çok sevindim. Elbette şimdilik kendi başına sayfalarını çeviremiyor ama biz tek tek açıp ona anlatarak gösterdikçe ilgilenmeye başladı. Canım kızım, en az düzenli uyumanı ve beslenmeni istediğim kadar kitap okumayı sevmeni de çok istiyorum. Bunun için elimden geleni yapacağım. Umarım başarırım...

3 Kasım 2007 Cumartesi

Ben bir garip Keloğlanım

Anneanne lojistik desteğe tam gaz devam ediyor. İki gündür bizdeydi. Cuma günü ev temizlenirken o da Zeynep Hanım'dan fırsat buldukça dolaptaki tüm sebzeleri yemeğe çevirdi. Osman nöbetçi olduğu için Zeyno'nun akşam krizinde benimle nöbetleşmek de ona kaldı. Cumartesi sabahı Zeyno'yu erkenden banyo yaptırdık. Bana inat, "anneanne bunlar bir şey beceremiyor" dercesine bu kez ne yıkanırken ne de banyo sonrası ağladı. Benim tarafımdan yine rezil olma durumu, anneanne cephesinde de zafer sarhoşluğu yaşandı. Banyo sonrası Yasmin Teyze'den gelen çantaya göz attık tekrar. Bu sarı şapka da o çantadan. Sarı şapkalı Zeyno sabah sabah Keloğlan oldu...

2 Kasım 2007 Cuma

Arapsaçına döndü...

İşler iyice arapsaçına döndü. Zeynep'in uyku düzeni daha doğrusu düzensizliği daha da karışık bir hal aldı. Bir gün 10'ar dakikalık uykular, ertesi gün birkaç saatlik. Uyku sürelerine nasıl karar verdiği konusunda hiçbir fikrim yok. Tek bildiğim, uyurken bu kadar güzel olmasa bu düzensizliğe dayanılamayacağı. Uyurken onu izlemeyi çok seviyoruz...

Sonunda bu da oldu

Anne karnındaki bebeklerin, birkaç ayı geride bıraktıktan sonra dışardan gelen sesleri duyduklarını okumuştum. Hatta bir süre sonra anne baba sesini ayırt ediyorlarmış. Ben daha da ileriye gidiyorum, sadece sesleri duymakla kalmıyor, konuşulanları da anlıyorlar bence. Özellikle de anne babanınkini. Nereden mi biliyorum? "Emziğe alıştırmayacağız, sallamaya da. Hele hele sallayarak uyutmaya asla..." Sen misin daha bebek gelmeden bunları söyleyen. Olanlar oldu. Kendi ellerimle emziğe alıştırma çabalarım hala devam ederken, buna bir de ayakta sallayarak uyutma eklendi bugün. Yastığın önünde gördüğünüz ayaklar benim. Gün içinde neredeyse 10'ar dakikalık tilki uykuları uyumaya başladı Zeyno Hanım. Bunların herhangi birinin birkaç saatlik derin uykuya dönüşmesi için tek şartı var şu sıralar: Sallanmak. Ayakta ya da kollarda. Kollar bu yüke fazla dayanamadığından ayakta sallamayı tercih ettim. Şimdi hamileliğim boyunca Osman'la başka neler konuşmuştuk diye düşünüyorum. Rezil olduk rezil... :))

Bu yabancı da kim?

Pamir'den gelen oyuncakların dışında, bir de komşularımızdan oyuncak aldık. Onlar bir isim koymuşmuydu sormadım ama karnına basınca değişik melodiler çalan ve yüzünde ışık yanan bu sevimli uyku arkadaşı, vakti zamanında Alp'i çok sakinleştirmiş. Zeyno'nun kolik olayını duyunca şansımızı denememiz için bize verdiler. Zeyno'nun keyfinin en çok yerinde olduğu bir sabah saatinde tanıştırayım dedim ama bizimki yüzüne bile bakmadı bu oyuncağın. Hatta sabah gülücüklerinin yerini "bu yabancı da kim?" diye soran kızgın bakışlar aldı bir anda. Ve maalesef akşam kriz anında da Zeyno'yu sakinleştiremedi bu sevimli kız...